| Yazar | : | |
| Yayın Tarihi | : | 1959 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 70 |
| Ölçü | : | 14 x 20 cm |
| Yayınevi | : | Günün Kitapları |
| Bahsi Geçen | : | Sayhan Bilbaşar |
ODAM zifiri karanlık. Bu karanlığın ortasında, demir karyolamda bitap yatıyorum. O Rus askerleri çıkalı henüz bir çeyrek bile olmadı. Omuzumda ısırdığı yer hala ilk keskin acısını muhafaza ediyor, Omuzumu ısırdığı için ona minnettarım, çünkü o andan sonra hissettiğim ıstırap bana, cereyan eden çirkin hadisenin acısını duyurmadı.
Artık istemiyorum, inleyecek halim bile kalmadı zira...
Çürük ve berelerle kaplı çıplak vücudumla, serin odada üşümekteyim. Fakat elimi uzatıp, ayaklarımın ucunda duran battaniyeyi üzerime çekecek gayreti kendimde bulamıyorum. Nerede kaldı ki, yataktan kalkıp kapıyı kapayacağım. Hoş kapasam da ne kıymeti var? Kapının kilidi kırılalı çok oldu. Zaten bu canavarlara ne kilit para ediyor, ne de kapının ardına öte beri yığmak... Ordularımız onların önünde çözülüp bozulduktan sonra, benim gibi aciz bir kadın mı kendini müdafaa edecek...
Ne olur Allahım, ne olur bu gece daha başkaları gelmese...
Yarına kadar beni rahat bırakırlarsa belki yine tahammül edebileceğim... Fakat şimdi... şimdi istemiyorum artık... Düşünmesi bile midemi bulandırıyor.
İnsan vücudunun bu kadar mukavim olacağını tahmin etmezdim. İlk seferinde, o ilk acı tecrübenin hemen akabinde öleceğimi zannetmiştim; ölümü candan arzulamıştım. Fakat ölmedim, ötekilerini de görmek, onların elinde inlemek, vahşi savletine alet olmak için yaşadım. Her tarafım yanıyor. Istırabım fazlalaştığı zamanlar manevi çöküntümü biraz olsun unutabiliyorum. Fakat felaketin bu iki türlüsüne de tahammül güç...
Aradan yarım saat geçti galiba artık gelen olmayacak…