| Yazar | : | Mustafa Cezar |
| İsbn | : | 9757630233 |
| Yayın Tarihi | : | 1991 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 476 |
| Ölçü | : | 23,5 x 28,5 cm |
| Yayınevi | : | Akbank |
Bu eserin doğuşuna, son yılların moda duyarlığı "Beyoğlu nostaljisi" değil, "Osmanlı Dönemi Askeri Yapıları" konusunda bir eser hazırlarken, yaptığım kaynak araştırmaları sırasında "Pera en 1860" başlıklı bir gazete yazısına rastlamam neden oldu.
10 ve 12 Janvier 1861 tarihli "Journal de Contantinople"daki "Pera en 1860" başlıklı yazı, o yılların Beyoğlu'sunun analitik bir betimlemesi idi. Yazıda, o günlerin Beyoğlu'su karakteristik yönleriyle çok iyi tanıtılmıştı. Oysa 130 sene öncesinin Beyoğlu'su şurada dursun, 40 sene öncesinin Beyoğlu'su bile bugün yoktu. Özellikle Beyoğlu'nun insan mozaiği, bu mozaikle soluklanan günlük yaşam atmosferi ortadan kalkmıştı. O mozaiğin maddi verileri durumundaki mimari ürünler de hızla silinme yolundaydı.
Yedek Subay Okulu'nda askerlik görevimize başlamak üzere 1940 yılında ilk defa İstanbul'a geldiğimizde, "Pera en 1860" başlıklı yazıdaki Beyoğlu bir ölçüde varlığını koruyordu. O yıllarda Yedek Subay Okulu eski Harbiye binasında olduğundan bizler Beyoğlu'da eğitim gören öğrenciler durumundaydık.
Benim gibi Anadolu çocuğu olan arkadaşlarımız arasında, Beyoğlu'nun kozmopolit havasını yadırgayanlar az değildi. Cumhuriyet Devri'nin ilk genç kuşağı bizdik. Adeta farkında olmadan, aşırı milliyetçi görüşlerle yetişmekteydik. Beyoğlu'nun Türkçeden daha çok başka diller konuşan insanlarla dolu oluşu ve bunların Anadolu insanına nazaran daha rahat ve renkli bir yaşam sürmelerinden kaynaklanan yadırgama duygumuz, henüz akıl terazisine vurularak süzgeçten geçirilmemiş duygusallık tarafı ağır basan milliyetçi düşüncelerimizden ileri geliyordu. Beyoğlu'nun bu durumuna bakarak; "şu Beyoğlu bizim değil!" diyen arkadaşlarımız vardı. Kuşkusuz, değil yıllar, aylar geçtikçe yadırgamalarımız azaldı. Sonra da silinip gitti.
Yedek Subay Okulu'na gelişimizden yıllar sonra 6/7 Eylül olaylarının perişan ettiği Beyoğlu'nu da gözlerimizle gördük. Kırılıp dökülen vitrinleri, tahrip edilmiş ticaret mallarını toplum adına utanıp üzülerek seyrettik. Daha sonraki yıllarda da, ne olduğunu, nasıl olduğunu düşünmeye fırsat bile bulamadan, insanlarıyla, binaları, hatta caddeleriyle bugünün değişik yüzlü...