| Yazar | : | Münevver Ayaşlı |
| Yayın Tarihi | : | 1987 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 142 |
| Ölçü | : | 13 x 19 cm |
Fazıl Ahmed Paşa Yalısı, 18. asır sonlarında veya 19'uncu asır başlarında yapılmış, tam deniz üzerinde, bahçesi arkada, caddeyi geçtikten sonra da yalının koruluğu, dağı vardı. Yalının dağı, Kandilli Rasathanesi'ne kadar çıkardı. Koru içinde vaktiyle, bir - iki köşk var idiyse de zamanla bunlar harap olmuş, yıkılmış, yok olmuştu.
Yalı, tam Boğaziçi yalısı, deniz üstünde, 15 - 20 odalı, çok geniş sofalı, yayvan, çok ferah, Osmanlı ferahlığı olan bir yalı idi. Naile Hanımefendi'nin babası Fazıl Ahmed Paşa'dan kalma.
Vaktiyle, yalı tıklım tıklım dolu idi. Kocası ölmüş, dul kalmış akrabalar, yetim kalmış çocuklar, fakir akrabalar, kâhya kadınlar, çırak hanımlar çocukları ile başları daraldı mı, Fazıl Paşa Yalısı'na iltica ederler, Naile Hanımefendi'nin kanadının altına sığınırlardı. Ayrıca misafir misafir. Yalı misafirden dolar taşardı. Fatih'ten, Zeyrek'ten "hoşsohbet" hanımlar da gelirdi. Bunları Naile Hanımefendi pek severdi. Bunlar; Naile Hanımefendinin bilmediği, hiç tanımadığı bir âlemden gelirlerdi. Sohbetleri, getirdikleri şehir içi havadisleri ile Hanımefendi pek eğlenirdi, zira şehir içi, kendisinin de şehirli dediği bu kimseleri hiç tanımaz ve bunların dünyalarını hiç bilmezdi. Bu kimselere o kadar yabancı, dünyalarına o kadar yabancı idi. Naile Hanımefendi'nin iki uzak sevmediği âlem vardı. Taşra ve Mahalle. Taşra malum, İstanbul hudutların dışında olan her yer. Mahalle ise, İstanbul'da, fakat sarayda, konakta, yalıda, köşkte oturmayan herkes, onun için mahalleli idi. Bunlardan bahsederken bile Hanımefendi'nin yüzünün ifadesi değişirdi.
Naile Hanımefendi, tam deniz üzerinde olmayan yalıları da pek YALI diye kabul etmezdi. Boğaziçi'nde koca yalı, fakat denizle yalı arasında şayet cadde geçerse, hatta hatta, yalının bahçesi, arkada olmayıp, önde olursa, Hanımefendi'nin pek makbulü olmazdı. Pek bir şey söylemez, fakat tam deniz üstünde olmayan yalılardan, YALI diye bahsedilince şöyle bir sual sorardı: "Bunlara da mı yalı deniyormuş?"...