| Yazar | : | Umur Talu |
| İsbn | : | 9753252870 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 216 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Milliyet Yayınları |
Bir gün bilgisayarımda bir yazı fark ettim: Bir mektup. Kelimeler birdenbire dökülmüştü sanki. Klavyedekiler benim parmaklarımdı ama bir başkasının düşünceleri yazıya gelmişti.
İçindeki "samimiyet"i hissettim.
Bazılarının tersine hiç samimi olmadığım, hiç zerre kadar samimi olmak istemediğim birisinin "samimi" portresi, kendi ağzından, benim aracılığımla, Milliyet'teki Dipsiz Kuyu sütununda süreklilik kazandı sonradan.
Adı "Uçuran Bey"di. Hem vardı, hem yoktu.
"Var olan" Uçuran Bey elbette bu mektuplardaki gibi konuşmuyordu ama "olmayan" Uçuran Bey adeta diğerinin "samimi' ruhuydu. Bu yüzden de ötekinden "daha gerçek" geliyordu bana.
Çünkü "var olan"ın temsil ettiği sahteliklere ve yalana karşılık, mektuplardaki Uçuran Bey dobra dobra konuşuyor, kendisi ve Hanım'ı gerçekte ne ise, onu içtenlikle ifade ediyordu.
"Gerçek dışı" olan, karşımızda "gerçek" gibi durandan daha "sahici" ve "gerçekçiydi.
Sadece kendisine ve Hanım'a ilişkin olarak değil.
Mektupların, Uçuran Ailesi'nin rengârenk hayatına bir devirde günah ortaklığı yapmış adresleri açısından da gerçekçi.
Gerçi, çok sevmiş oldukları Murat'a mektup nasip olmamıştı ama "Sevgili Kardeşim Hikmet", "Sayın Kardeşimiz Deniz", "Sevgili Karındeşenim Mesut", "Sevgili Medya", "Muhterem Hocam" bu Uçuran Bey 'den paylarını aldılar.
Bu mektuplarda, "bildiğimiz, gördüğümüz gerçek olaylar", Uçuran Bey'in yorum ve ifade tarzıyla, "olamayacak" bir yüzsüzlükle, "gerçek ötesi" bir şekil alıyordu elbette...