| Yazar | : | Tevfik Çavdar |
| İsbn | : | 9789755331126 |
| Yayın Tarihi | : | Eylül, 2008 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 589 |
| Ölçü | : | 13,5 x 21 cm |
| Yayınevi | : | İmge Kitabevi |
Osmanlı döneminde, yani Tanzimat'tan önce hürriyetin rahatlıkla belli bir şekilde yaşama geçirildiği dönem olup olmadığı bugünü anlamamız açısından çok önemlidir.
Şimdi, genelde yanlış algılanan, özellikle Şerif Mardin'in çok güzel ele aldığı bir konuyu açıklığa kavuşturalım.
Osmanlı döneminde halk ile padişah arasında temelde İslam'ın herkesçe bilinen "iyiyi, doğruyu savun, kötülüğü men et" ilkesine dayanan üstü kapalı bir toplumsal sözleşme vardı. Padişah, bu üstü kapalı toplumsal sözleşmenin aksine hareket ettiği zaman, halkın ayaklanma hakkı kendiliğinden doğardı. Padişahların, padişah hanımlarının birbirleriyle çekişmeleri bir tarafa bırakılırsa, Osmanlı İmparatorluğu tarih boyunca, bu üstü kapalı toplumsal sözleşmeden doğan birçok isyan yaşamıştır. Suhte İsyanları, Celali İsyanları ve İstanbul'daki çok sayıda ayaklanma bunlardandır.
Dikkatle baktığımızda, bu ayaklanmaların gerçekleşme sürecinin şöyle olduğunu görüyoruz:
Öncelikle padişah çevresindeki kapıkullarının, bürokrasinin, halk ile padişah arasındaki üstü kapalı toplumsal sözleşmenin temel ilkesine aykırı hareket etmesi gerekiyor. Bu şekilde düzeni yozlaştırıcı bir hareket olduğunda ilk aşamada halk arasında, çarşıda, pazarda bir dedikodu faslı başlıyor. Bu kampanyanın ikinci aşaması camide, vaazlarda biraz daha yüksek sesle devam ediyor. Üçüncü aşamada dönemin askeri gücü olan yeniçeriler ile siviller arasında bu noktada belirli bir fikir birliği oluşuyor. Sonuçta yeniçerilerin önderliğinde bir isyan başlıyor.
Kısaca ifade etmek gerekirse olayın bir sivil, bir de askeri boyutu var. Bunu şöyle formüle edebiliriz: Madde 1: siviller şikâyet eder. Madde 2: din adamları bu şikâyete haklılık sağlar. Madde 3: askerler de rejimi değiştirmek için gereken gücü sunar. 1826'da Vaka-yı Hayriye'ye kadar böyle olagelmiştir. O zamana kadar sivillerle yan yana olan, bazen aynı mesleği de yapan yeniçeriler (asker), Vaka-yı Hayriye'yle kışlaya çekilmiş, böylece siviller ile asker arasındaki ilişki tamamen koparılmıştı…