Türkiye'de Çaycılık - Turistik Sosyal Kültürel Ekonomik Rize
Trabzon'dan hareket eden vapur, Rize'ye doğru, tabiata aşık ve güzellik düşkünü imiş gibi, genellikle kıyı boyu bir rota izler. Bir iki kilometre uzakta bulunan sahil, dik meyilli yamaçlarla süslüdür. Yaz kış yeşil ağaçlar arasında kırmızı kiremitli iki katlı evler, birbirini kovalar. Koylar, burunlar arka arkaya kendilerini gösterir. Her köşenin ayrı özelliği, güzelliği vardır. Rize'ye varmadan görünen büyük bir bina, çay diyarına gelindiğinin habercisidir. Burası çay fabrikasıdır. Son burun dönülünce, Rize, yavaş yavaş görünmeye başlar. Yarım ay şeklinde limanı çevreleyen ve birden 400 - 500 metreye yükselen zümrüt tepelerdeki evler, mihverde (eksende) bulunan vapurdakilere güzel bir göz ziyafeti, vapuru kucağına almış olan ev sahiplerine, gurbetlerden haber getirici bir müjdeci hissini verir. Zaten Karadeniz'in doğu tarafı limanları, vapurlara hasretmiş gibi Giresun, Trabzon'dakinden çok daha geniş kucaklar açarlar. Kum beyazlığında köpüklü dantelli kollar, yavrusunu şefkatle seven büyük bir ana kucağına benzer... Bazen yaramazlık yapan çocuğunu azarlar, bu danteller hırçınlaşır, köpürür... Her iki halde de okşayıcı, duygulu kucaklaşma...
Bir gerdanlığın taneleri gibi yamaçlara sıralanmış, kademelenmiş yuvaları görmek, taa sahillere kadar inen ağaçlık ve yeşilliklerin içine girmek, insanda dayanılmaz arzular uyandırır.
Mevsim ilkbaharsa, vapur daha limana girmeden, uzaklardan portakal, limon çiçeklerinin gönül açıcı, yaklaşıldıkça artan kokusu yavaş yavaş insanın ruhunu, varlığını sarar.
Beyaz evler, ağaçlar, sahildeki kumsallık, çiçekler, insanı bir renk alemi içine sokar; hisliler, hülyalara dalar.
Evet bu anda, vapur da insanlar da sessizdir. Herkes, güvertededir. Seyyah, hayallere dalmış...