| Yazar | : | Necati Kola |
| İsbn | : | 9758578111 |
| Yayın Tarihi | : | Ağustos, 2001 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 189 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Zaman Kitap |
Her yönüyle Batı'yı örnek alma alışkanlığımız oldukça eskilere, ta Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına dayanıyor. 'Batı ne yaparsa doğrudur, iyiyi yaparsa Batı yapar.' inancımız her geçen gün o kadar kuvvetleniyor ve kendimize güvenimiz o kadar zayıflıyor ki tembelliğin, miskinliğin, ciddiyetsizliğin, inançsızlığın, başıboşluğun adı sonunda 'alaturkalık' oluyor.
Son iki yüzyıldaki en büyük kaybımız, işte bu psikolojik mağlubiyet haletinin taş gibi bünyemize oturmasından kaynaklanıyor. Bu psikolojik mağlubiyet bünyemize öyle bir oturuyor ki kendi kendimize hep 'Bizden adam olmaz.' diyoruz. Batı'nın bir şeyini öveceğimiz zaman da cümleye 'Adamlar' diye başlıyoruz. Ciddiyet, samimiyet, çalışkanlık, azim, emek gibi değerlerin aslında kendi kanımızda, genimizde, dinimizde ve kültürümüzde olduğunu unutup bunları asla ve asla erişemeyeceğimiz sihirli nitelikler olarak görüyoruz.
Bu yüzden, büyük bir iş başarmak istediğimizde yerliye değil, kariyerli(!) yabancıya koşuyoruz ve paralarımızı bunların emrine amade kılıyoruz. Aradan seneler geçiyor, bu yabancıların bize bir şey vermediğini, aksine paralarımızı ceplerine koyup keyif çattıklarını anlayamıyoruz. Ne de olsa üç büyüklerden birini mutlaka Türkiye şampiyonu yapıyorlar ya... Bu, bizim dar görüşlü yöneticilerimize yetip de artıyor bile. Mesela, ne Beşiktaş'a, ne Bursaspor'a, ne de Trabzonspor'a Avrupa'da bir tur bile atlatamamasına rağmen Türkiye'de on yıl görev yapan Gordon Milne bu yabancılardan biri değil mi? Onca yıl ülkemizde çalışmasına rağmen bir kelime bile Türkçe öğrenme nazikliğini göstermeyen Milne'in cebini dolduranlar bizim akıllı geçinen yöneticilerimiz değil mi? Milne ve diğerlerini Türkiye'ye her gelişlerinde havaalanında çiçeklerle karşılayıp omuzlara alanlar bizim halkımız değil mi?
Yıllardır süren işte bu kokuşmuşluğu ve çürümüşlüğü sonunda Fatih Terim sarstı. Yerli bir teknik direktör olarak önce Türk Milli Takımı'nı, sonra Galatasaray'ı, daha sonra da Fiorentina'yı başarıdan başarıya koştururken, bir taraftan da yabancı hayranlığını ve 'Bizden adam olmaz' zihniyetini yerle bir etti. Dünyanın en büyük beş kulübünden biri olan Milan'ın başına geçerek ilklerine bir ilk daha ekledi…