| Yazar | : | Amélie Edgü |
| İsbn | : | 9759620308 |
| Yayın Tarihi | : | Kasım, 1996 |
| Dil | : | Türkçe+İngilizce+İtalyanca |
| Sayfa Sayısı | : | 127 |
| Ölçü | : | 23,5 x 30 cm |
| Yayınevi | : | Enternasyonal |
| Bahsi Geçen | : | Timur Kerim İncedayı |
Kurumlar, ticari çıkarları ile çatışmadan sosyal sorumluluklar üstlenebilirler mi?
İşte, eski Sultanahmet Cezaevi'ni seçkin bir otele dönüştürmemiz, bu sorunun en somut ve olumlu yanıtı oldu. Seksen yıldan uzun geçmişinin büyük bir bölümünde tevkifhane olarak hizmet veren bina, dış cephesi ve diğer pek çok mimari özelliği korunarak Four Seasons Hotel Istanbul adı ile Türk turizmindeki yerini aldı.
Birer kültür değeri olarak tarihi yapılar ülkelerin vazgeçilmez çekicilik unsurlarıdır. Ne var ki, başta doğal ve fiziksel olmak üzere pek çok etkene karşı kuşaklar boyu ayakta kalabilmeleri ancak çok pahalı bakım ve koruma önlemleriyle mümkündür. O nedenle, kurumlar bu tür değerleri yaşatarak korumayı ve gelecek kuşaklara ulaştırmayı görev edinirler. Değişik çağrışımlar yapsa da, bir kültür mirası olan Sultanahmet Cezaevi'ne otel olarak kazandırılan yeni kimliğin dünya turizminde İstanbul'a ek bir ilgi yaratacağını umuyoruz.
Kültür, felsefe ve anlayışıyla bu konuda zirvede yer alan bir kurumun, Yapı Kredi'nin, turizm sektöründeki kuruluşu olarak projeyi ele aldığımızda, böylesine değerli bir tarihi doku içinde, hem tarihe ve kente saygılı, hem de ülkeye yararlı bir çözümün ne olabileceğini düşündük. Bina zaten daha önce Turizm Bakanlığı'nca konaklama tesisi yapılmak koşuluyla tahsis edildiği için, çalışmalarımız çevreye yakışan bir düzeyi gerçekleştirme yönünde olabilirdi. Bunu da, üstün hizmet standartıyla dünyaca ünlü Four Seasons zincirinin katkısıyla olabileceğine karar verdik. Proje, varlıklı bir turist kitlesine, tarihi atmosferi alışık olduğu konfor ve lüksten fedakârlık etmeden soluma imkânı verecek şekilde geliştirildi. Böylelikle, harabe halindeki bir tarihi esere yeni bir işlev kazandırırken, aynı zamanda, yüksek hizmet düzeyi ile ülke turizmine yeni bir standart da getirmiş olduğumuzu umuyoruz.
Yeniden uluslararası ilgi odağı olurken, İstanbul'un bir kültür, sanat ve bilim kenti olarak da tanınması gerektiğine inanıyoruz. Bunun sorumluluğunu ve titizliğini bu projede gösterdik ve binayı bir Türk neo-klasik mimarisinden kültürel bir miras olarak ele alıp bir sentez yaratmaya çalıştık.