| Yazar | : | Önder Kaya |
| İsbn | : | 9756480149 |
| Yayın Tarihi | : | Ekim, 2005 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 198 |
| Ölçü | : | 13,5 x 21 cm |
| Yayınevi | : | Yeditepe Yayınevi |
Genel anlamda azınlık denilince içinde yaşadığı toplumun genel yapısından ırk, dil, din, kültür olarak ayrılan ve genel nüfusa oranla küçük bir kamu vicdanında şekillenmiş topluluklar akla gelmektedir. Diğer yandan azınlık kavramı; "Bir toplulukta herhangi bir nitelik bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olan", "Bir ülkede egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayıca az olanlar" şeklinde de ifade edilmektedir. (2) Bu anlamda tarih boyunca pek çok devlet kurmuş olan Türk milleti de başka ırktan, dinden ve dilden sayısız unsuru bünyesinde barındırmıştır. Bizim burada ele almaya çalışacağımız konu ise genel itibarıyla Osmanlı Devletindeki yenileşme hareketleri açısından önemli bir dönüm noktasını teşkil eden Tanzimat Fermanından, yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuken teşekkül etmesine zemin hazırlayan en önemli belge durumundaki Lozan Barış Konferansına kadar geçen süre içerisinde Osmanlı imparatorluğundaki azınlık telakki edilen grupların konumu ile ilgilidir.
İslam dini, ilk ortaya çıktığı andan itibaren farklı unsurlarla bir arada yaşama konusunda bir takım kıstaslar belirlemiş, bu kıstaslar zaman ve mekâna göre değişiklikler göstererek, geliştirilerek Osmanlı Devleti'nde "Millet Sistemi" adı verilen uygulamanın doğmasına yol açmıştır. Bu sistem Osmanlı Devletinde bir arada yaşama tecrübesi konusunda zamanında pek çok ihtiyaca cevap vermiş, fakat bilhassa 18. yüzyıldan sonra batıda hızla gelişen fikri, sınai, gelişmelerin etkisine, Osmanlı Devletindeki statikliğin de eklenmesiyle yetersiz kalmıştır. Bu yetersizlik batılıların Doğu Soru:" nu adını verdiği Osmanlı Devletinin nasıl ve ne şekilde paylaşılacağı meselesi ile birleşince ortaya Osmanlı iç işlerine müdahalenin en kestirme yolu olan Azınlıklar Meselesi çıkmıştır. Batılı devletler, mezhepdaşlarını koruma bahanesiyle (ki mezhepdaşları yoksa bile misyonerler vasıtasıyla edinme yoluna gidiyorlardı) Osmanlı Devleti üzerindeki emellerini gerçekleştirme yoluna gitmişlerdir.
Osmanlı Devleti'nin söz konusu gelişmeler karşısında sessiz ve umursamaz bir tavır içerisine girdiğini de düşünmemek lazım. Fakat siyasi arenada zayıf bir devletin uluslararası ilişkilerde sesini layığı ile duyurabilmesi neredeyse imkânsızdır.