| Yazar | : | Murat Bardakçı |
| İsbn | : | 975765213x |
| Yayın Tarihi | : | Eylül, 1991 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 203 |
| Ölçü | : | 16 x 23,5 cm |
| Yayınevi | : | Gri Yayın |
36'sı erkek, 48'i kadın ve 60'ı çocuk, 144 kişiydiler... Osmanlı hanedanının tamamı, bu 144 kişiydi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 3 Mart 1924'te kabul ettiği 431 sayılı kanun uyarınca Türkiye dışına çıkartıldılar.
Şehzadelere 24 ile 72 saat, kadınlara bir haftayla on gün arasında, önem sıralarına göre değişen süreler tanınmıştı. Sadece padişah eşleri olan kadınefendilerden ve hanımsultan-sultanzade çocuklarından, isteyenlerin Türkiye'de kalmasına izin verildi.
İkişer bin İngiliz lirasıyla sürgüne gönderilen hanedan mensuplarının Türk vatandaşlıkları ellerinden alındı, adlarına "sadece çıkışa mahsus" olan bir yıllık pasaport düzenlendi, Türkiye'ye girmeleri, Türkiye'den transit geçmeleri ve Türk topraklarında taşınmaz mal edinmeleri yasaklandı, mal varlıklarının da tasfiye edilmesi kararlaştırıldı.
Sürgün, hanedanın kadın mensupları için 28, erkekleri için 50 yıl sürdü. Kadınlara 16 Haziran 1952 'de çıkartılan bir kanunla hakları iade edildi, erkekler ise bu haklara ancak 1974'teki genel af yasasıyla kavuşabildiler. Padişah torunlarının bir kısmı Türkiye'ye döndü, bir kısmı ise kurulu düzenlerini maddi nedenlerle bozamayarak, önceden yerleştikleri ülkelerde kaldılar.
Osmanlıların sürgün dönemi, son derece maceralı geçti. Çoğu, hayatını çok zor şartlar altında sürdürdü. İkişer bin İngiliz lirası kısa zamanda tükenmişti, ellerinde sadece şahsi eşyaları vardı ve servet sayılabilecek gayrimenkullerini geride bırakmışlardı. Hayatlarını çalışarak kazanmaya mecburdular.
Gurbet yıllarını sıkıntı çekmeden geçiren hanedan üyelerinin sayısı oldukça azdı ve bunlar genellikle hayatlarını yabancı ülkelerin hanedan mensuplarıyla birleştiren kadınlardı. Kadın olsun, erkek olsun, Osmanlı ailesinin hemen her üyesinin sürgün anıları, ayrı bir kitap teşkil edebilecek olaylarla doludur. Osmanlı hanedanı, özellikle de son padişahlar üzerine bugüne kadar yapılan yayınlar, genellikle iki amaca dayanıyordu: Ya methederek göklere çıkartmak yahut ağır şekilde eleştirmek...