| Yazar | : | Suraiya Faroqhi, Christoph K. Neumann |
| İsbn | : | 9756051124 |
| Yayın Tarihi | : | Şubat, 2006 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 363 |
| Ölçü | : | 16,5 x 21 cm |
| Yayınevi | : | Kitap Yayınevi |
Yemek ve barınak, tıpkı giyim, cinsel ilişki ve çocukların eğitimi gibi her insanın temel ihtiyaçları arasındadır. Bahçede yetiştirilen ya da satın alınan gıda ürünlerinin yemek haline getirilmesi veya kereste, kerpiç ve taştan bir konut yapılması için gereken emek, insan yaşamında çoğunlukla "yeniden üretim" diye kabul edilen sektörün bir parçasıdır. Bu bağlamda, kapitalist toplumlarda bile hak ettiği karşılığı bulamayan "yeniden üretim," pazar için mal ve hizmet "üretimiyle" tezat oluşturur.
Uzun süre boyunca, hükümdar ailelerini ya da en azından aristokrat aileleri ilgilendirmedikçe bu yeniden üretim sektörünün tarihçinin alanına girmediği düşünülmüş, incelenmesi sosyologlar ve etnologlara bırakılmıştı. Bu alanda kadınların vazgeçilmez bir rolünün oluşu, erkek egemenliğindeki tarihçiler dünyası tarafından hor görülmesinin nedenleri arasında olabilir. Ayrıca, "sıradan ve mekanik" sayılan, başka bir deyişle fiziksel emek gerektiren herhangi bir şeyi "soylu" saymayı reddeden Avrupa geleneği, yeniden üretim konusunun araştırılmasını daha da sorunlu hale getirmiş olmalıdır, zira aynı derecede uzun süredir bu tutum emekçi sınıf üzerine çalışma yapılmasına da ket vurmuştur. Çünkü işçiler, aşçılar, hatta satın aldıkları mobilyaları yuvalarına yerleştirmekten başka bir şey yapmayanlar, "ellerini kirletmeden" pek bir iş başaramazlar.
Yine de, uzun vadede, siyaset dünyasında demokrasinin yaygınlaşması sıkı sıkı geleneğe sarılmakla ünlü tarihçileri bile etkilemiş e benziyor. Esas iştigalleri yeniden üretim üzerinde yoğunlaşan sıradan insanların araştırmaya değecek bir konu oluşturmadığı iddiasının belli başlı mantıksal temeli, bu erkeklerin ve kadınların iktidar sahibi olmadıkları için tarihte etkin bir rol oynamamalarıydı. Ancak demokratik bir toplumda, siyaset-çiler sıradan insanların oluşturduğu kitlelerin ihtiyaçlarını ve arzularını dikkate almadıklarında kendilerini tehlikeye atmış olurlar, özellikle de yeniden üretim sorunları söz konusuysa.