| Yazar | : | Ahmet Güleryüz |
| İsbn | : | 9750005163 |
| Yayın Tarihi | : | Kasım, 2006 |
| Dil | : | Türkçe+İngilizce |
| Sayfa Sayısı | : | 207 |
| Ölçü | : | 34 x 24 cm |
| Yayınevi | : | Denizler Kitabevi |
Şehir içi ulaşımının, deniz yolu ile sağlandığına, Hong Kong, New York, Venedik, San Fransisco ve İstanbul gibi şehirlerde rastlamaktayız. Ancak, bu kentlerin belki de en ilgi çekici olanı, binlerce yıl önce kurulmuş ve tarihin her döneminde dünyanın en önemli şehirlerinden biri olma niteliğini taşımış olan İstanbul'dur.
O İstanbul'dur ki "Deniz Şehri" olma özelliğini, kıyısında kurulduğu Marmara Denizi'nden ve onun ayrılmaz bir parçası olan Boğaziçi'nden alır. İşte, anlatmak istediğimiz, böyle bir şehirde, "Deniz yolu ile şehir içi ulaşımı". Burada "şehir içi ulaşımı" derken; programlı, tarifeli ve salt bu iş için oluşturulmuş düzenli kuruluşlardan söz ediyoruz.
19. yüzyılın ikinci yarısında kurulan "Şirket-i Hayriye" İstanbul'un her geçen gün gelişen ve büyüyen "Boğaziçi"ne taşımacılık hizmeti vermeyi amaçlıyordu. Günümüzden 150 yıl önce kurulan ve belki de benzerleri arasında dünyadaki en eskilerden biri olan "Şirket-i Hayriye", Boğaziçi'nin gelişmesine büyük katkı sağladığı gibi, bunun yanı sıra "Boğaziçi Vapurları" geleneğini de oluşturdu.
Baca biçimleri ile bilinen, numaraları ile tanınan, düdük seslerinin inceliği ya da kalınlığı ile anılarımızda yer alan ve makine dairesinin yanından geçerken burnumuza gelen kömürle karışık makine yağı kokusunu hala hatırladığımız "Boğaziçi Vapurları"...
Biz bu çalışmamızda Boğaziçi'nde deniz yolu ile ulaşıma ve bir yüz yıla yakın bu hizmeti sürdürmüş olan Şirket-i Hayriye'ye çok derinlemesine değinmedik. Çünkü bu konuda değerli araştırmacı "Eser Tutel" çeşitli kitapları ile ve değerli büyüğümüz "Orhan Kızıldemir" ile Sayın "Ertan ÜnaI" çeşitli makaleleri ile toplumumuza bol bol ışık tuttular.
Ancak, yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi, düdük sesleri hala kulaklarımızda yankılanan, makine dairesinin o kekremsi kokusunu özlediğimiz "Boğaziçi Vapurları" tek tek anılmayı hak ettiler gibi geldi bize.
Sesleri, dumanları ve kokularıyla değil belki ama resimleri, biçimleri, renkleri ve teknik özellikleriyle...