| İsbn | : | 9756226021 |
| Yayın Tarihi | : | 2004 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 103 |
| Ölçü | : | 23 x 29 cm |
| Yayınevi | : | Yky |
15. yüzyıldan başlayarak, Rönesans'ın getirdiği yeni dünya görüşüyle, dünyayı, doğayı, olayları, yaşamı ve sahip oldukları inançları yeniden değerlendirerek tanımlamaya başlayan Avrupalılar, daha iyi bir yaşam için, yüzyıllardır süregelen kalıplaşmış düşüncelerden kurtulmaları gerektiğine inanıyor, dünyanın henüz bilinmeyen veya ulaşılmamış zenginliklerini elde etme isteğini içlerinde taşıyorlardı. Bu istek ve yeni düşünme tarzı, 16. 17. ve 18. yüzyıllarda Avrupalılar tarafından gerçekleştirilen birçok keşif ve buluşun kaynağı olmuş, aynı zamanda bir ürün ve üretim devrimi olan Sanayi Devrimi'nin, 18. yüzyıl sonlarında doğuşunu sağlayacak zemini hazırlamıştır.
Sanayi Devrimi öncesinde, her çeşit üretim, basit mekanik araçlar yardımıyla ve geleneksel yöntemler kullanılarak atölyelerde gerçekleştiriliyordu. El emeği ile uzun zamanda ve belli sayılarda yapılabilen üretim, estetik değer taşımasına karşın zahmetliydi ve az gelir getirmekteydi. Keşifleri izleyen yıllar boyunca gelişen ticaretle, dünyanın pek çok yerinde önemli pazarlar elde eden Avrupalı zengin tüccarlar için, 18. yüzyıla gelindiğinde artık hammadde değil, hammaddenin işlenmesi ile elde edilen ürün değerliydi. Avrupa'da zenginleşen orta sınıfın artan taleplerine cevap verebilmek ve dış pazarlara sayı ve çeşit yönünden yeterli ürünle gidebilmek için, üretime hız kazandırmanın yolları, bu dönemde aranmaya başlamıştır. Sahip olduğu imkânları bu amaçla bir araya getirerek sistemli bir biçimde kullanan ilk ülke İngiltere'dir. Onu Fransa ve Almanya izlemiş ve ardından birçok Avrupa ülkesi ile Amerika sanayileşme sürecinde eş zamanlı ilerlemelere sahne olmuştur.
18. yüzyılın sonlarına doğru İngiltere, dünyanın dört bir yanında kolonileri olan güçlü bir imparatorluktu. Sahip olduğu koloniler sayesinde, işgücü ve hammadde bulma konusunda sıkıntı çekmeyen bu imparatorluk, üretim için gereken enerjiyi sağlayacak kömür, demir ve akarsu kaynaklarını içeren büyük bir zenginliği elinde bulunduruyordu.