| Yazar | : | Fulya Bodur |
| Yayın Tarihi | : | 1986 |
| Dil | : | Türkçe+İngilizce |
| Sayfa Sayısı | : | 71 |
| Ölçü | : | 23 x 29 cm |
| Yayınevi | : | Akbank |
Türkler, Anadolu'ya ta Ortaasya'dan göçmüşlerdir, at sırtında. Atalarımız "Türk, yatağında doğar; at sırtında dövüşür, yaşar; at sırtında ve er meydanında ölür!" demişlerdir. Boşuna söylememişlerdir atalarımız bu sözü. At sevgisi, atavizm yoluyla Türkün kanına, canına, damarlarına sinmiştir. Güzel Türkçemizde atla ilgili o kadar çok söz vardır ki bir nefeste sayayım desek nefesimiz yetişmez: at, aygır, kısrak, küheylan, tay, beygir, yarış atı, binek atı, yağız at, koşumlu at, çıplak at, eşkin at, rahvan at, kır at, al at, doru at, bakla kırı, demiri kır, araba atı, dolap beygiri, sütçü beygiri, midilli, kadana. Sadece bunlar bile ata verdiğimiz önemin, at sevgisinin derecesini gösterir.
At, bizim en yakın arkadaşımız, can yoldaşımızdır. Halk ozanları, aşıklar atla söyleşirler. Aşık Kerem'ler, Karacaoğlan'lar, Köroğlu'lar duygularını, dertlerini atlarıyla paylaşırlar.
İşte bende de at sevgisi, doğuştan geliyor. Köy çocuğuyuz. Atsız olur mu? Tımar etmekten binmeğe kadar her şeyinden sonsuz bir zevk alırdım atın. Bir kır atımız vardı. Onunla uğraşmaktan, ona bakmaktan, ona binmekten çok hoşlanırdım. Bu konuda renkli bir anım da vardır. Ortaokul üçüncü sınıfta okuyoruz. Adana'da. Bir İngilizce öğretmenim var. Geçmiş zaman, ismi ya Cahit olacak, ya Cihat Ata binmeğe çok meraklı ve bu konuda iddialı. İngiltere'de bulunmuş, İngiliz atlarını çok seviyor. Bir gün öğretmenle Cırık köyündeki çiftliğimizdeyiz. Birkaç gündür süregelen yağmur ortalığı yumuşatmış. Ahırın orda dolaşırken hoca, atımızı gördü. "Şuna bineyim" dedi. Kahya Ali Ağa bindirmek istemedi. Kaç gündür hayvan ahırdan dışarı çıkmamış, yemiş, içmiş, kudurmuş. Fakat bizim İngilizce hocası dinlemedi kahyayı. Bindi. Binmesiyle gözümün önünden rüzgar gibi bir şey geçti. Bir de baktık, at ufukta Yüreğir ovasında nokta kadar kalmış. Yerler yumuşak, düz ova. En küçük bir çakıl taşından eser yok. Bir süre sonra at, binicisiz olarak döndü, geldi. Hayvan, yükünü, nişanlamış gibi, bir değirmen taşına, nerden bulmuşsa bulmuş, çalmış. Yedi, sekiz kırıkla hocayı hastahaneye kaldırdılar. Bu vakadan sonra atlara daha ihtiyatla yaklaştım. Şimdi, at heykelleri koleksiyonu yapıyorum... Sakıp Sabancı