| Yazar | : | Münevver Ayaşlı |
| İsbn | : | 975-362-737-8 |
| Yayın Tarihi | : | Ocak, 2003 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 144 |
| Ölçü | : | 13,5 x 21 cm |
| Yayınevi | : | Timaş |
Bu yazılar, ne bir saray masalı, ne bir sultan-damat hikâyesi, ne bir İstanbul vükelasının, vüzerasının hayat hikâyesidir. Bu yazılar, kaybettiğimiz dünyamızın ve insanlarımızın hayat hikâyesidir. Bugün gençlerimizin birçoğu, 600 sene vatan bildiğimiz Rumeli'ni bilmezler bile.
Rumelili, kibirli ve asalet iddiasındadır. Neden olmasın? En mütevazı, en mahfiye kar Rumelilinin 600 senelik bir mazisi vardır.
Rumeli'nin bir tek asalet fikri vardır: "Evlad-ı Fatihan." Evet, fatihlerin evladı olmak Anadolu'nun Rumeli fethi Süleyman Paşa ve Murad-ı Hüdavendigar ile başlar ve devam eder. Unutmamalı ki Edirne, İstanbul'dan evvel Osmanlı'nın taht şehri; hatta yalnız Edirne değil, Dimatoka bile az bir zaman için İstanbul'dan evvel taht şehri olmuştu. Şöyle ki, Edirne Tekfur sarayı ve konağı, küçüktü ve güzel değildi Bunun için de padişah oturmak için Dimatoka'yı tercih etmişti. Padişahın oturduğu her yer elbette taht şehri olur
Türkler, din uğruna gaza ederlerdi. Ya gazi, ya şehit. Bütün gazalar I'la-yı Kelimetullah için olmuştur. Toprak için, talan ve çapul için değildi. Yerleşmek için idi. Nitekim 600 sene Rumeli'nde yerleşmişlerdi. Rumeli, artık Avrupa-i Osmani olmuştu. Yani Türk Avrupası. Rumelili Türkler de Avrupalı Türklerdi.
İki defa Viyana'ya kadar gitmişlerdi. Budapeşte ve Belgrad bizim idi. Timur belası olmamış olsaydı, İstanbul'un fethi daha evvel olacak ve sırası ile Osmanlı, daha zinde iken, Viyana kapılarına kadar gitmekle kalmayacak, Viyana'nın içine girecekti.
Kader böyle imiş. Geçelim! Sene 1987.