| Yazar | : | İsmail Karaali |
| Yayın Tarihi | : | Ekim, 1987 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 255 |
| Ölçü | : | 13 x 16,5 cm |
| Yayınevi | : | Boyut Yayınevi |
Bu roman bütünüyle bir gerçeği yansıtmıyor. Anıların devamı da değildir. Zaten romanların kaçta kaçı gerçek yaşamı yansıtabilir ki!.. Eğer yazdıklarımda haksızlık ediyor ya da yanlış yorumluyorsam, romanda rolü olanlar bağışlasınlar! Gerçekler çoğu kez yıldırıcıdır. Hayal gibi görünen yorumlar söz konusu yörede olmasa da bir yerlerde mutlaka yaşandı, yaşanıyor; ezici, dökücü ve kıran kırana... Sömürünün altın çağı yaşanıyor.
Kuşkusuz' yaşananlar, çevremdekilerin yaşadıklarından bölümler, gözlemlerim, okuduklarımla yer yer gerçeği yansıtmaktadır. Gerçek bence olmuş bitmiş bir olgu değil. Bir roman olsun, bir öykü olsun evlenip mutlu oldular diye bitmemeli; gerçek bu değil. Çünkü her şey bittiği yerde başlayıp, başladığı yerde bitiyor. Yıkılası düzende bunlar kesinlikle oluyor. Bundan sonra da olacak! İkinci bölüme değin romanın tadına varamamışsanız, üçüncü bölüme başlamayın! Çöpe atın gitsin! Çok şey bu bölümde olmasına karşın. Size ulaşamadım demektir.
Eleştirdiğim kurum ve kişiler çarpıcı boyutta ele alınmış, biraz abartılmışsa eğer, bu bütünsel gerçeği anlatabilmek kaygısındandır; gerçeği söylemenin hepimizi zaman zaman delirtip, hemen ardından tedavi eden bir kara sevda olmasındandır. İnsanın insan olma özelliklerini üretemediği, geliştiremediği hatta koruyamadığı toplumsal sistemlerde, sanatçılara düşen görev, yeni bir insan tipini, yeni bir yaşamı ve yaşam tarzını savaşımla yaratabilmek ve gösterebilmektir. Prangasız Tutsaklar'da özellikle bu temayı öne çıkarmaya çalıştım.