| Yayın Tarihi | : | Eylül, 2011 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 93 |
| Ölçü | : | 21 x 29,7 cm |
| Yayınevi | : | Elginkan Vakfı |
İstanbul su uygarlığının başkentidir. Tarihi boyunca İstanbul'da suyla ilgili tesislere çok önem verilmiştir. Dolayısıyla Osmanlılar'dan pek çok musluk kalmıştır. Osmanlı dönemi İstanbul'unda muslukların durumu açısından iki çeşit çeşme vardı. Birincisi "sade lüleli' denilen ve sürekli akan çeşmeler, diğeri de "burma lüle' ya da "burma lüleli' denilen çeşmeler.1 Burma lüleli çeşmelerin farkı, elbette ki basit lülelerin yerine konulan burma lüleli musluklardı. Burma lüleli musluklara bazen yalnızca "burma' dendiği de olurdu.
İstanbul'daki her şey gibi, burma lüleli muslukların üretimi de bir loncaya bağlı olarak gerçekleştiriliyordu. "Dökümcüler Loncası' diye bilinen bu esnaf grubunun Süleymaniye'de, Odunkapısı civarında faaliyet göstermiş olduğu bilinmektedir.
Halk arasında bakır madeni kutsal sayılmıştır. Dolayısıyla, musluklar, şifa tasları gibi suda kullanılan birçok eşya bakır, bakır alaşımlarından yapılmıştır. Anadolu Selçukluları döneminde ve Osmanlı ilk dönemlerinde bakır-kalay alaşımı olan bronzdan, 18. yüzyıl–19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında bakır çinko alaşımı olan ve halk arasında renginden dolayı sarı diye bilinen pirinç alaşımından yapılmıştır.
Türk-İslâm şehri olarak İstanbul'da suyun mümkün olan her yere götürülmesine çalışıldığı gibi, yerinde kullanılmasına, zayi ve israf edilmemesine de dikkat edilirdi. Aslında daha ilk başta bunun önüne geçilebilecek şekilde davranılır, su verilecek yerin ne kadar suya ihtiyaç duyacağı hesaplanır ve o kadar su verilirdi. Ama lüle adı verilen, çeşme ve musluklara takılan küçük boruyla yapılan bir akar sistemi, suyun sürekli akmasına neden olduğundan su israfının önüne geçilemezdi. Su boş yere akar, sokakları çamur kaplardı. Bu duruma karşı kayıtsızlık, "Mahalle çeşmesinden kesintisiz akan su, Osmanlı insanının kafasında sonsuzluk imgesini yeterince canlandırabiliyordu.' şeklinde açıklanmıştır. Ancak 16. yüzyılla birlikte su sıkıntısı baş göstermiş, muslukların kullanımı da herhalde en çok bu nedenle teşvik edilip yaygınlaştırılmıştır. İlk olarak 1560'lı yıllarda çeşmelere "burma lüle' adı verilen musluklar takılmaya başlanmıştır. Sürekli akan çeşmelerdeki sade lüleler, burmalıya çevrilince o çevrede başka çeşmeler yapılmasına imkân verecek kadar su tasarrufu yapılabilmekteydi. 1577 tarihli Mühimme Defteri kaydı, bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Kayda göre, suyun çeşmeden boşuna akmaması için konulan burma lüleden tasarrufla kazanılmış su sayesinde yeni çeşmeler yapılabilmiş ve ardından halk israfa bile başlamıştır.