| Yazar | : | Süleyman Sudi |
| İsbn | : | 9759480409 |
| Yayın Tarihi | : | 1996 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 313 |
| Ölçü | : | 16 x 24 cm |
Türkler tarih boyunca en çok alfabe değiştiren milletlerden birisidir. Orta Asya'da iken Göktürk ve Uygur harflerini kullanan atalarımız, İslamiyeti kabul ettikten epey sonra Arap alfabesiyle yazmaya başlamışladır. Ancak bu durum Türk kültüründe büyük bir kesinti meydana getirmiş ve Müslüman olmadan önce Orta Asya'da, yüzlerce yılda teşekkül etmiş olan yazılı ve sözlü kültür ürünleri hemen yeni yazıya geçmediğinden dolayı unutulup gitmiştir.
Arap harfleriyle yazılmış ilk Türkçe eserler XIII. yüzyılda başlamaktadır.
XX. yüzyıla kadar da Türker'in kısm-ı küllisinin bu alfabeyi kullandığı görülmektedir. Fakat XVIII. yüzyılda başlayan Batılılaşma dönemi, Türk kültür hayatında köklü değişmelere yol açmıştır. XX. yüzyıla girildiğinde Batılıların kullandığı Latin 'harflerinin kabulü konusunda tartışmalar başlamıştır. Sonuçta 1928 yılında, cumhuriyet döneminin en mühim reformlarından biri olan alfabe değişikliği yapılmış ve bugün kullandığımız Latin harfleri resmen kabul edilmiştir.
Ne var ki, bu radikal değişim Türk kültür hayatında ikinci defa büyük bir kesintinin yaşanmasına sebep olmuş ve yüzlerce yılın birikimi olan eserler arşiv' ve kütüphanelerin tozlu raflarında kendi kaderine terk edilmiştir. Sonraki yıllarda eski eserlerin günümüz harflerine çevrilmesi konusunda bazı teşebbüsler olmuşsa da bunlar da çeşitli sebepler yüzünden devam ettirilememiştir. Bu yüzden Türk kültürünün klasikleri olan pek çok eserden, günümüz nesilleri habersiz kalmışlardır. Bize göre, Türk kültür hayatının sarsıntıda olmasının temel sebebi budur.
Cumhuriyetin ilk yıllarında rejimin toplum katında kabul görmesi için eski dönemi ve eski rejimi kötülemek konusunda gayretlerde ifrata kaçılmıştır. Bu politikadaki ölçüsüzlük, yeni nesillerin kendi tarihinden ve kendi kendisinden nefret etmesine yol açmıştır. Kanaatimizce istikbalin temini büyük ölçüde mazinin bilinmesinde yatmaktadır.