| Yazar | : | Doç. Dr. Hasan Akgündüz |
| İsbn | : | 9757333123 |
| Yayın Tarihi | : | 1997 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 647 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Ulusal Yayınları |
Zaman uzamında varlık alanına çıkan her toplum gibi klasik Osmanlı toplumu ve O'nun ürettiği uygarlık deneyiminin de anahtar öğesi insandır. Osmanlı medeniyette insan merkezli yaklaşım, doğal olarak klasik Osmanlı asırları boyunca toplum sistemini besleyen kültür enerjisinin hangi aydınlanma felsefesi ile nasıl üretildiği ve biyolojik doğumla sosyal bünyeye katılan insan kaynağının nasıl bir sosyo kültürel doğum tabi tutulduğu sorularını gündeme getirmektedir. Çünkü somuttan soyuta doğru Osmanlı'nın askeri, siyasi, ,iktisadi ve kültürel davranışları ile bu davranış yapılmasını değişen şartlara dinamik uyarlamak üzere fert ve toplum ölçeğinde insan kaynağını inanç-düşünce-eylem bazında yeniden üretme sorunu, netice itibariyle sosyal mutfak konumundaki düşünce ve eğitim hayatında düğümlenmektedir.
Toplumun tarihi kaderi üzerinde belirleyici rolüne işaret edilen klasik dönem Osmanlı düşünce ve eğitim hayatının, medrese, enderun, tekke kurumları etrafında yoğunlaştığı bilinmektedir. Ve tabii kurumsal kişiliğinde düşünce üretme ve insan yetiştirme işlevlerini bütünleştiren medrese söz konusu yelpazede ayrı bir yere ve öneme sahip olmuştur. Bu tarihsel sonuç, medresenin başta enderun ve tekke olmak üzere Osmanlı toplumunun resmi ver sivil diğer geleneklerini güdümleyici rolüyle ilişkilidir.
Osmanlı medeniyet sistemi ve bu vadideki araştırmalar için bir nevi şifre çözücü mahiyetindeki medresenin tarihi önemi ile örtüşecek yeterli akademik ilgiye mahzar olduğu söylenemez. Esasen, Selçuklu ve Osmanlı mirasının bütünü açısından geçerli bu ilgisizlik, söz konusu mirasa karşı biçimlenen duygusal bir tavrın sonucu olsa gerektir. Ve tabii böyle bir tavır alış, bilhassa medrese konusundaki bilgi birikiminin yüzeysel ve yöntem hatalarıyla yüklü olması sonucunu vermektedir. Yüzeysellik, geçmişi örtme çabasının kaçınılmaz sonucudur. Yöntem hataları ise, Selçuklu ve Osmanlı mirasının hemen her kesitine olduğu gibi medreseye de özgün değerleri ve tarihi şartları çerçevesinde değil, idealleştirilen bir başka modele göre bakılmış olmasının yol açtığı idrak acaiplikleridir.
Bu çalışma medreseyi idealleştiren bir başka modelin evrimini tamamlayamamış ara ürünü değil: klasik Osmanlı asırlarında kültür medeniyet etkileşimini kılavuzlayan, kendi değerleri ve tarihi şartları itibariyle özgün ve yetkin bir model halinde eğitim bilimi açısında çözümleme ve yorumlamayı amaçlamaktadır…