| Yazar | : | Ahmet Soysal |
| İsbn | : | 9758686151 |
| Yayın Tarihi | : | Mart, 2004 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 53 |
| Ölçü | : | 15 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Norgunk Yayıncılık |
Ölüm, yazı, vücut, üçlüsü, çağdaşlığımızın - hiç başlamamış hiç bitmemiş çağdaşlığımızın - üç ana sorusu olarak görünmektedir.
Ölümün yazıda söz konusu edilmesiyle ilgili tarihsel bilgiler çoktur: bir tanesini anabiliriz, Maurice Blanchot'yu. Düşüncesinin odağı hep bu olmuştur, ömrü ve yazısı tükenene kadar. Ölüm - bir konudan önce bir odak, bir takıntı, bir uyarı - yazıda "koşan", ya da yazıda "sürünen" için kendiliğinden işaret etmektedir. Ölüm, kendini duyurmaktadır yazıda: yazı, konularının kenarında, ötesinde ya da gerisinde kendi kendine koştuğunda ya da süründüğünde. Ölümün işareti, bana ait olmayan bir işaret olarak belirmektedir yazıda, benim yazımda.
Oysa Blanchot'nun yazısı hayattan yanadır, hayatı evetlemektedir, hep Nietzsche'nin izinde. Hayatı olumlayan yazı, hayat gücü olarak yazı, hayatın mutlak karşıtını, ölümü, yanı başında, merkezinde bulur.
Çıplak, kırılgan hayattır buradaki hayat. Bir çevrenin, bir çerçevenin güvenini, kesinliğini kabul etmeyen hayattır. Çıplak, vücudun iç çıplaklığı gibi - kalbin atışı, kanın dolaşımı, sindirim, adalelerin gerilip gevşemesi, ciğerlerin şişip sönmesi... Vücudun bütün içsel süreçleri, vücudun karanlığında.
Düşünsel çerçevenin ışığını kabul etmeyen bir karanlıktır yazı, eğer yazı bir hayatsa. Karanlıktır, vücut gibi ve kırılgandır da, vücudun hayatının her an sürmesinin ilkesi vücudun kendinde olup, dışarıda bir aşkınlıkta, bir çerçevede ya da "Levha" da olmadığı gibi. Nasıl vücudun kırılganlığı, onun her an ölümle kuşatılması durumu ise, yazının kırılganlığı da ondaki hayat gücünün her an ölümün tehdidini duymasıdır - ancak ölümü taşıyor olarak bir hayat gücü olmasıdır. (Karanlık olan, kendi özünde vücuttur, vücutsal bireyin hayatı olarak içkin hayattır - bu konulara birazdan değineceğiz -; hem vücudun her an ölümle kuşatılmasıdır.)
Batı felsefesinde Spinoza, Deleuze ve Michel Henry dışında bütün derinliğinde ele alınamayan içkinlik (immanence) kavramı, bize burada yardım edecektir. Vücut, içkin vücut.