Öğretmenler İstanbul'u Yazdı
| Ölçü | : | 20 x 20 cm |
Uzun yıllar geçmiştir üzerinden. O uzun yıllarla birlikte, uzun kısa pek çok sevda hikayesi koyu rengini bırakmıştır üstüne İstanbul’un. İstanbul ağırlığıyla bu sevdaların, kopkoyu bir rengi yerleştirmiştir fonuna, aşk diye.
Koyudur ve suskundur İstanbul.
Sevdalıdır.
Her tarafı maviyle sarılmıştır. Mavinin tonları şefkatli bir anne gibi kucaklar İstanbul’u. Sımsıkı sarar. Fakat İstanbul'un asırlardır öğrendiği bir şey vardır. Deniz aslında şeffaftır. Rengin asıl sahibi gökyüzüdür. O da, yukarıdan bakmayı tercih etmektedir. Gelip bir kerecik olsun okşamamıştır başını İstanbul’un, bir kere bile ıslanmamıştır denizleriyle... Hep ıslatmıştır, hep ağlatmıştır.
İçi sıkılır İstanbul’un zaman zaman. Sonbahardır... Gökyüzü yine ıslatmıştır denizlerini. Yapraklarını savurmuştur. İçine kapanır İstanbul... İçine kapanacağı, ne güzel, ne çok, ne eski, ne huzurlu camileri vardır. Ve o camiler gücünü hatırlatır İstanbul’un, İstanbulluların gökyüzüne, yüzlerce yerinden dokunarak. Minareler, önce birliğine yaratıcının, sonra teslimiyetine İstanbul’un, sessiz sedasız şehadet eder... Günde bin vakit. Beşini duyar İstanbullular, sadece beşinde eşlik eder sevdasına İstanbul’un. Camilerden, önce gökyüzüne, sonra yine gökyüzüne hüznünün renkleri yayılır İstanbul’un. İstanbullu sadece beş rengi seçer bunların içinden. Beşini bilir. Diğerleri, gökyüzünden yağmura, yağmurdan yine İstanbul’a karışır. Bir çocuğun eline dokunan damlada binbir rengi vardır İstanbul şehrinin.
İstanbul, bir sonbahar mevsimi, bir güz günü, bir çocuğun eline sığınmıştır. Renklerini kaybetmiştir. Yağmur oluvermiştir. Çocuk sever yağmuru, İstanbul’un içi ısınır. İçi ilkbahar olur, yeşerir. Dışı hâlâ yağmur, hâlâ sonbahar. Çocuk tutar İstanbul’u elinde, elleri ısınır.