| Yazar | : | Dilek Pakalın |
| İsbn | : | 9789751025807 |
| Yayın Tarihi | : | 2007 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 527 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | İnkılâp Kitabevi |
Dode Fatum gözlerini boşluğa dikmiş, elleri birbirinin üzerinde, sağ avucu yere dikine dayadığı kürek sapının yuvarlak ucuna, sol elinin serçe parmağındaki gümüş yüzüğün aşınmış örgesi çenesine dayalı öylece durmuş, düşün çanağında metafizikle kaynaştırdığı 'görelilik kuramı'nı ölüm ötesiyle örneklendirirken, hafif bir rüzgârla burnuna çarpan fulya kokusundan, kuşların cıvıltısından, bedenini saran tatlı sıcaktan artık baharın geldiğini hissediyor üzerindeki kalın giysileri çıkarıp daha ince bir şeyler giymeyi de düşünüyordu.
Zorlu geçmişti yine kış. Neredeyse on beş yıldır buradaydı, böyle soğuk, böyle 'sıkıt' görmemişti. Her bahar başlangıcında böyle düşünürdü zaten.
Birinci Dünya Savaşı'nda kocası şehit düştüğü sıralarda savaş, aşiret kavgaları ve çete saldırıları yüzünden iki çocuğuyla Anadolu'nun bir ucundan kalkıp gelmek zorunda bırakıldığı bu yer; İstanbul'un göbeğinde elektriği suyu olmayan, dükkânı otomobili görmeyen, bir zamanlar cinlerin cirit attığı, şimdilerde ise ufak oyunlar oynayabildiği birkaç hanelik bir köy, Nişantaş'ın bodrum katından çıkılan arka bahçesiydi.
Bu bahçeye yukarıdan bakıldığında üst katlardaki bazı yapıların önyüz pencerelerinden görülen tramvay rayları, taşıtlar, vitrinler yerine Şişli Etfal Hastanesi'nden kaynaklanan kirli su akıntısının Kanlıdere denen yerden gelen yoğun suyla birleşip tren rayları gibi makaslar çizerek geçtiği görünürdü.
Akıp giden billur bir su imiş gibi pırıldayan, mahalleye bir asırlığına adını veren Dere, Vefa Bey'in Tepesi'nden ve Şuşarda Dede Ayazması'ndan gelen su kollarıyla Adsız Evliya'nın önünde birleşince iyice genişler, derinleşir, sesi dört bir yanı kaplardı.
Cumhuriyet kurulalı dört buçuk yıl olduğu halde dil alışkanlığıyla zaman zaman Kasr'ı Hümayun, zaman zaman Nüzhetiye de denilen lhlamur Kasrı'na koşut gürüldeyerek akarken artık bir kanala girmiş olan su, Beşiktaş'ın başlangıcında büyük bir uğultuyla tünel biçimindeki evine kavuşurdu. Tonaza bakınca zifiri karanlık görülür, kötü koku dayanılmaz olurdu.
Allah'ın sunduğu doğa kokteyline, yeşilin her türüne sahip olan on yedi hanelik...