| Yazar | : | Zeki Arslantürk |
| Yayın Tarihi | : | Aralık, 1997 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 215 |
| Ölçü | : | 16 x 23,5 cm |
| Yayınevi | : | Kitabevi |
Türk-İslam dünyasında sosyal olaylar üstüne düşünme geleneği batıdan farklı bir durum arzeder. Batıda sosyoloji geleneği felsefe menşeli iken doğuda tarih menşelidir. Bu nedenle batının felsefe menşeli sosyoloji geleneği yerine, tarihimize dayalı bir sosyoloji geleneği oluşturmamız, toplum yapımıza doğru teşhis koyabilmemiz bakımından zaruridir. Başka bir ifade ile tarihi verilere dayanarak bağımsız, taklitten arı bir "Türk Sosyolojisi" ve "Sosyoloji Tarihi" meydana getirmek Türk sosyologlarının görevidir. Denebilir ki elde mevcut bu çalışma, böyle bir amacı gerçekleştirmek için vücuda getirilmiştir. Aslında böyle bir çalışmaya bizi yönlendiren, büyük Türk Sosyoloğu Z. Fahri FINDIKOĞLU'nun (1902-1974) olduğu söylenebilir. Ona ait şu ifadeleri okuyan her Türk gencinin hayıflanmaması ve bizim yaptığımızdan başkasını yapması mümkün değildir. Özetle şöyle diyor Fındıkoğlu: "Sosyoloji, ismi gibi cismi itibariyle de bir batı ilmidir. Doğru olan bu hükmün yanında, yine doğru olan bir düşünceye yer vermek lazımdır; başka isimler altında sosyoloji anlayışına uygun düşünce akımları bizim düşünce tarihimizde de bulunabilir... Türklerde de kültür sahibi milletlerdeki sosyal meseleleri düşünme, tarihi ile atbaşı gidecek, kendine göre belli seviyede bir değere sahip sosyal meseleyi düşünme tarihi vardır. Hatta muhtelif ülkelerdeki sosyoloji tarihi aşamaları ile bizim gösterdiğimiz aşamalar arasında, dikkate değer bir paralellik vardır; pratik-sosyal siyasetten teorik sosyolojiye yükseliş, bizde de aynı seyri takip etmiştir." "Kolektif düşünüş mahsullerimiz arasında genel sosyoloji tarihi bakımından Orhun Abideleri önemli bir değere sahiptir. Yazanın bilinmesine rağmen, kolektif düşünüş hayatına sokulması gereken bu abideler, sosyoloji nüvesi olan sosyal meselenin muhtelif aşamaları ile ilişkili önemli bir vesikadır. Biz ilk defa bu vesikalarda, Türklerin topluluk hayatına ve bu hayatın doğurduğu muhtelif sosyal meselelere temas edildiğini görüyoruz." "Sosyal meselelerle herhangi bir suretle meşgul olan Türk bir şahsiyet ararken karşımıza Farabi (870-950) çıkıyor. Bilindiği üzere Farabi'nin kısmen yalnız isimleri bilinen...