| Yazar | : | Semra Karakaşlı |
| İsbn | : | 9757479306 |
| Yayın Tarihi | : | 1994 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 53 |
| Ölçü | : | 17 x 23 cm |
| Yayınevi | : | TBMM Milli Saraylar D. Baş. |
On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı mimarlık ve süslemeciliğinin seçkin örneklerini barındıran Maslak Kasırları, İstanbul'un kuzeyinde, kentle Karadeniz arasında yer alan yoğun yeşil dokunun hemen kıyısında kurulmuş, küçük ama çok ilginç bir saray yapıları topluluğudur. Sultan II. Abdülhamid, Maslak Kasırları'nı şöyle tanımlar: "Tarabya üzerinde Maslak Kasırları vardır Oraya lodos nadir gelebilir, hep poyrazdır. Boğaz'ın Karadeniz' e açıldığı noktayı tamamıyla görür, pek güzeldir".
Kasr-ı Hümayun, Mabeyn-i Hümayun, Limonluk, Çadır Köşkü ve Paşalar Dairesi, çevredeki yeşil dokuyla bütünleşen bu küçük yapı grubunun günümüze ulaşmayı başarabilen bölümleridir.
Maslak Kasırları'nın bulunduğu çevrede ilk yapılaşmalar Sultan II. Mahmud (1808-1839) döneminde başlamış, yöre Sultan II. Abdülhamid'in veliahtlığı sırasında bir av ve dinlenme alanı olarak önemini korumuş ve Maslak Kasırları'nın yapımıyla canlılığını sürdürmüştür.
Öte yandan Maslak Kasırları, II. Abdülhamid'in veliaht olarak yaşamını sürdürdüğü ve daha sonra tahta davet edildiği yer olarak Osmanlı tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.
Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u almasından sonra Bayezıt'ta yaptırdığı Eski Saray, daha sonra da Topkapı Sarayı, kentsel gelişimin odak noktalan olmuştur.
Boğaziçi'nin zamanla İstanbul'un eğlence merkezlerinden biri niteliğini kazanması, Sultan Abdülmecid'in de burada yeni saray ve köşkler yaptırarak haremdeki kadınları kent içinde daha yaygın bir yaşama yönlendirmesi, saray yaşamının oldukça farklı bir biçime girmesi sonucunu doğurmuştur. Bu yönlendirme, yeni bir dönemin ve buna bağlı yeni bir yaşam tarzının başladığının açık belirtisi olmuştur. Topkapı Sarayı'nın bulunduğu tarihi yarımada dışında yaşama geçilmesi, yenilik arayışının sonuçlarından yalnızca biridir.
Yeni yerleşim, tarihi İstanbul yarımadasında Topkapı'dan sonra, önce Haliç daha sonra da Boğaziçi'nde sürmüştür...