| Yazar | : | Hasan Cemal |
| İsbn | : | 9756817216 |
| Yayın Tarihi | : | Mart, 1999 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 357 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Doğan Kitapçılık |
"Yirminci Yüzyıl'ın bütün iniş çıkışlarını ben de kendi tarihimde yaşadım. Bu uzun yüzyılın bir yanı nasıl ki insanlık için büyük acılarla dopdolu geçtiyse, ben de bir yerde o acılardan payımı aldım. Yirminci Yüzyıl nasıl ki demokrasiyle totalitarizm arasında, yani özgürlükle faşizm, nazizm, komünizm arasında büyük mücadelelerle geçtiyse, ben de bu mücadeleleri yaşadım. Hem kendi benliğimde, iç dünyamda, hem de bu güzel topraklarda...
Yirminci Yüzyıl'da nasıl ki dünya kocaman bir duvar tarafından acımasızca ikiye bölüdüyse, bizler de bölündük düşman kamplara. Aramızda yüksek duvarlar, kafamızda setler oluştu. Sonra o duvar yıkıldı, 1989'da. Demokrasi kazandı! Ama ben o duvarı, o setleri kendi kafamın içinde 1970'lerde yıkmaya başlamıştım.
İşte bu kitap bunların öyküsü... Kendi siyasal tarihimi, kendi siyasal kişiliğimin oluşumunu artılarıyla eksileriyle yazdım."
... Arthur Koestler demiş ki: "Anılarımız geçmişi bir yerde romantize eder." Kitabı yazarken bu eğilime kapılmaktan sakındım. .
İnsanın kendi siyasal geçmişini özeleştirel bir gözle sergilemeye kalkışması kolay olmuyormuş. Bu açıdan Mümtaz Soysal'ın şu sözleri İlginç: "İnsanın kendi kendisiyle hesaplaşması sanıldığı kadar kolay değil. Vakit ister, sükûnet ister, dürüstlük ister, hırstan ve tutkudan arınmışlık ister. Benliğin derinliklerine ışıklı aynalar indirip Bergson titizliğiyle kendi kendini gözleyebilmek, gözleyişlerin en zoru olsa gerek."
Zor olanı yapmaya gayret ettim. Belki geçmişin izinde geleceği yakalamanın nafile gayreti içinde oldum, kim bilir...