| Yazar | : | Rifat Necdet Evrimer |
| Yayın Tarihi | : | 1949 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 121 |
| Ölçü | : | 14 x 20 cm |
| Yayınevi | : | Üçler Basımevi |
Ölüm ihtiyara gelir, genç ölüme gider!' Kemalettin Kamu, kırk yedi yaşındaydı. Genç denilecek bir yaş ve bir şair ömrünün en verimli mevsimi... İnsan bu yaşa -ölümü bir türlü yakıştıramıyor. Hele kendisinden heyecan taşan Kemalettin'e, asla! O Kemalettin ki midesinden rahatsız olduğunu zannederek doktorun tavsiyelerini ehemmiyetle dinlemiş ve yıllarca sıkı bir rejim yapmıştı. Sağlığının kıymetini bilenlerdendi. Fakat neden oldu, nasıl oldu bu erken göç?.. Buna tıbbın önleyemediği bir mukadder diyemeyeceğiz. Zira tıp yanılmış, mideye müdahale etmişti, fakat isyan kalpte idi.
1948 yılı ilkbaharında ağaçlar yeşerir, toprak gülerken onu toprağa vermek bize pek acı geldi. Bir bahar daha görmeden göçmek, hem de birdenbire, sessiz, odasında bir saat bile hasta yatmadan ve başucunda kendisine bir yudum su veren olmadan! Kemalettin "Kimsesizlik" şiirinde:
"Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın, Kulaklarım komşuların ayak sesinde; Varsın bir yudum su veren olmasın, Başucumda biri bana "su yok, desin de!' diyordu.
Kimsesiz miydi? hayır! Ailece, milletçe sevilendi.
"Yıllardır ki bir kılıcım kapalı kında, Kimsesizlik dört yanımda bir duvar gibi'
demesi de yaradılışı itibariyle inzivayı tercih etmesinden. O, orada devamlı huzur ve sükûna kavuşacağını sanmasındandı. Düşünmek ve bilmek istemiyordu ki hayat, Herkulos'un bin kafalı Hydra ile güreşmesi gibi devamlı didinme, uğraşma ve çetin bir güreşmedir! Biz, minyatürler şairini vakitsiz kaybetmekten doğan büyük acıyı bu satırları yazarken daha derin duyuyoruz. Ölüm en sevgililerimizi bizden birer birer alıp götürdüğü zaman kendi kendimize daima şunu soruyoruz:
Yaşamak ölmek için, fakat ölmek ne için?!