| Yazar | : | Çelik Gülersoy |
| Yayın Tarihi | : | 1979 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 154 |
| Ölçü | : | 19,5 x 27 cm |
| Yayınevi | : | İstanbul Kitaplığı |
"Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar, bilirsin, Sandık odalarında;
Senin de dükkânın öyle kokar işte. Ablamı tanımazsın
Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı. Bu teller onun telleri,
Bu duvak onun duvağı işte.
Ya bu camlardaki kadınlar; Bu mavi-mavi,
Bu yeşil fistanlı...
Geceleri de ayakta mı dururlar böyle? Ya şu pembezar gömlek!
Onun da bir hikâyesi yok mu? Kapalı Çarşı deyip te geçme. Kapalı Çarşı
Kapalı Kutu.
Öyle diyor, genç yaşta ölen Şair.
Fakat onun kısaca çizdiği ya da boyadığı Kapalı Çarşı, büyük binanın, ya da küçük şehrin, uzun ve eski yaşamı içinden sadece bir kesitin, kısa bir devrenin resmidir; Orhan Veli'nin yaşadığı ve yazdığı çağ. İki numaralı Cihan Savaşı yıllarının Kapalı Çarşısı. Onu ben de görmüş olduğum için, bilirim. Böyle, her sokağı loş ve tenha, karanlıklara gömülmüş, Avrupa malları satan Beyoğlu "bonmarşelerinin" yanında "demode" sayılan, bir-kaç ampul dizili dükkânlarında ışık vurmuş gelin 'tellerinin pırıl-pırıl parlayarak çocukların gözlerini kamaştırdığı, yoksul ve gösterişsiz bir Kapalı çarşı. Bu binanın başlıca renkleri, hüzün, yalnızlık ve rutubetti. Nitekim onu demokrasi devrimizin çarşısı izledi.
Savaş sonrasının ekonomik büyümesi yıllarında İstanbul'a akan ülke nüfusunun sokakları doldurduğu, boncuklu, payetli sözüm ona terliklerin duvarları kapladığı, "turistik" eşyaya boğulmuş, plexiglas'lı reklam levhalarına ve ışıklı dükkân tabelalarına batmış, günümüzün Kapalı Çarşısı. Şimdi bu yılları yaşıyoruz. Koca çarşı, binasına ve atmosferine çok yadırgı kalan, hay-huylu bir mal ve müşteri trafiği içinde, sabırla bunun da geçmesini bekler gibidir. Bu garip devresinde tarihi yapının bir tek şansı var sayılabilir: İçinden bari taşıt trafiği geçirilmiyor...