| Yazar | : | Safiye Erol |
| İsbn | : | 9757663743 |
| Yayın Tarihi | : | 2003 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 264 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Kubbealtı Neşriyatı |
PİRDAŞIM SAFİYE EROL
Bir kasır çöktü. Çatısı, der ü divarı yıkıldı. Ama hazineler viranelerde saklıdır. Gerçekten de bu yıkıntının altından, onun define varlığı aşikâr oldu.
Safiye Erol; dürüst, ihlaslı, imanlı, hamiyetli, liyakat ve zekâsı ölçüsünde saf ve masum insandı. Ne ki, mühim olan, onun tek tek sayılan vasıfları değil; bu vasıfların antlaşması ile kurulmuş şahsiyet yapısının, bir ayağı şarkta, bir ayağı garpta olması ve iki farklı medeniyetin, kültür vasatları üstünde tarafsız bir tahlil ve terkibin muhasebesinden sonra da Şarklı münevver olarak cemiyetin karşısına çıkmış bulunmasıdır.
Bir serhatlı ruhu taşıyan bu ateş gibi Rumeli kadını, orta, lise ve üniversite yıllarını Garp'ta geçirmiş olmasına rağmen; sadece metot ve ciddiyet gibi dış formasyonunda kendini gösteren Batılı ruhu, onun aşk, hamaset ve iman zırhı ile sağlama alınmış olan içine asla işleyememiş, aksine, bu derinden derine yanan ocağın yalımı, Doğu'dan çarpan hava ile hız bularak bir yanardağ haline gelmiş idi.
Tabiat kanunudur: Hasret, küçük ateşleri söndürür, büyükleri ise yangına çevirir. Garp'ın mürekkebini yalayan; fakat Şark'ın tradisyonuna bağlı kalarak, o tarihi miras ile nafakalanan bu asil kadın da, bir yandan fikir dağarcığını Garp kültürünün verimleriyle doldururken, bir yandan da faaliyet halindeki tahayyül ve tefekkürü, alev alev yanan bir ocak haline gelmiştir.
Safiye Erol, henüz genç bir talebe iken dahi bu iki medeniyetin mukayesesini yapacak endazeye sahip bulunuyordu.
Aşikâr ki Batı, manevi hürriyetini harcama pahasına, bir maddi kudret satın almıştı. Şöyle ki, Rönesans ile alakasını kendi üstünden çekip, kendinden başka her şeye çevirmiş olan Garp medeniyeti, avucunun içine aldığı maddenin bir nevi esiri olmuş bulunuyordu. Makineler insanın; insanlar makinenin yerine geçer olalı beri, zekâsının, hüner ve icatlarının ağına düşen âdemoğlu için, kendi yaptığı bu puta tapmaktan başka çare kalmamıştı...
Samiha Ayverdi