| Yazar | : | Hülya Demir, Rıdvan Akar |
| İsbn | : | 975-344-205-x |
| Yayın Tarihi | : | Ağustos, 1999 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 230 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Belge Yayınları |
Üstünü örtemeyeceğiniz, yaşanmışlıkları yok sayamayacağınız ve doğal olarak değiştiremeyeceğiniz tek şey Tarihtir. Bu öyle bir gerçekliktir ki, 'resmi tarih'in belirlemeleri, dayatmaları bile ancak bir yere kadar etkili olabilir ve er ya da geç, tarih karşısında aciz kalır. Tarihin bu gücü karşısında tarihçiye tek bir görev düşüyor; Geçmişi bugüne ve geleceğe "yansız" ve "doğru" bir biçimde aktarmak. Tarihin radyoaktif etkisi var. Hiç ummadığınız ve bitti sandığınız bir zamanda etkisini gösteriyor ve o günlere geri götürüyor. İnsanoğluna tek bir seçenek bırakıyor: Gerçekliğe teslim olmak. Tarihe yanlış ve çarpıtarak bakmak patolojik bozukluklara yol açıyor. Tarihte yaşanan çarpıklıkların ürünü olan kimi olaylar 'ilk günkü teşhisin' ya da sonraki yıllardaki "tedavinin" yanlışlığı nedeniyle günümüzde bambaşka mecralarda kendini gösteriyor. Tarih: 23 Eylül 1993, yer: Monaco, sahnede Türkiye'nin ilk ve gerçek "esas kızı" Başbakan Tansu Çiller var. Davetlileri 2000 yılı olimpiyatlarının İstanbul'da yapılmasına ikna etmek için konuşma yapıyor. İstanbul'un değişik din ve kültürlerin harmanlandığı bir hoşgörü cenneti olduğunu söylüyor. Konuşma bittiğinde sahneye Alman gazeteci çıkıyor. "1964 yılında sınırdışı ettiğiniz Rumların evlerini, eşyalarını ve bankalardaki paralarını hala sahiplerine iade bile etmediniz. Bu konuda ne yapacaksınız?" deyiveriyor. Tansu Çiller hazırlıksız yakalanmıştır. Belki de hiç anımsamadığı bu tarih ile ilgili olarak 'her derde deva' yanıtı veriyor. "Gereken yapılacaktır." Kimsecikler inanmıyor... Ne kadar unut(tur) mak istense de tarih bir kez daha bugünü teslim alıyor. Cumhuriyet yılları boyunca devletin temel hedeflerinden birini "Türklük şuuru" olarak tanımlanan milliyetçiliğin vatandaşlar arasında yaygınlaşması oluşturdu. Osmanlı'nın mirasçısı Türkiye'nin Türklerden oluşan bir ulus-devlete evrilmesi için bu şuurun resmi tarih ile desteklenmesi olmazsa olmaz koşuldu. Ancak Türkiye'deki gayrımüslim azınlıkların 'etkisizleştirilmesi' de gerekiyordu...