| Yazar | : | Gustave Schlumberger |
| Yayın Tarihi | : | 1948 |
| Dil | : | Türkçe |
| Ölçü | : | 21 x 29 cm |
| Yayınevi | : | Yeni Mecmua Yayını |
Gustave Schlumberger'in bu eserini Türkçeye çevirirken, muhterem okurlarıma şu birkaç satır izahı borçlu bulunuyorum,
Tarihçinin ilk vasfı, hadiselerin akışını din, milliyet, ırk gayretkeşlikleriyle karıştırmaksızın takip edebilecek kadar ilmi olgunluğa sahip bulunmaktır. Bu vasfı Schlumbelger'de maalesef bulamıyoruz. Eserinde, yer yer ve sık sık, kalemi sürçüyor, hadiseler ve şahıslar, onun dilinde, şahsı kanaatlerin en kötü tecellileriyle adlandırılıp vasıflandırılıyor. Ancak, eserini size bugün sunduğum bu tarihçinin, Bizans'ı iyi bilmek gibi bir meziyeti vardır. İkinci meziyeti de, İstanbul'un fethi sırasında yaşamış olan muhtelif tarihçilerle vakanüvislerin eserlerinden, o devrin hususiyetlerini iyi canlandıran iktibaslar yapmak hususunda çok cömert davranmış olmasıdır. Eserine ayrı bir cazibe, ayrı bir tat, bir çeşni veren bu iktibaslar, On dördüncü ve On beşinci asır Bizans'ını bize birçok hususiyetleriyle tanıtacağı için, İstanbul'un fethine dair olan bu tarihi eseri, başkalarına tercih ettim.
Schlumberger, dediğim gibi, tarih vakaları karşısında, kalemini dizginlemesini bilmeyen, ilme yakışan vakarın ve soğukkanlılığın mümessilliğini hakkiyle yapamayan bir âlimdir. Tarihin kanla yoğurulduğuna, tarihi karşısına alıp ondan hesap soran bir âlimin, bir mücrimi adalet huzurunda sorguya çeken bir hâkim kadar tarafsız kalması icap ettiğini bilmesine rağmen, vakalar karşısında lüzumsuz ve çirkin gayretkeşliklere sapmaktan kendini alamamıştır,
Schlumberger'in, Fatih Sultan Mehmed'e "gaddar, şehvetperest" gibi sıfatlar izafe etmesi, Türk askerini "kan içici ve yağmacı" gibi tabirleriyle anması, ne o çok büyük adamın kıymetini azaltır, ne Türk'teki cevhere leke getirir. Schlumberger'i küçültmekten başka işe yaramayan bu gayz dolu çirkin sözleri hazfetmenin eserin inkâr kabul etmez kendi kıymetine de zerre kadar halel getirmeyeceği muhakkak olduğuna göre, bunları yokmuş farz ederek, "İstanbul'un Fethi"ni Türkçeye o şekilde mal ettim...