| Yazar | : | Süreyya Evren |
| İsbn | : | 9786054307807 |
| Yayın Tarihi | : | Ekim, 2010 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 118 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Heyamola Yayınları |
Kuşkusuz bir sayaç yok, ama Divanyolu muhtemelen hayatımda en çok gidip geldiğim, en sık arşınladığım hattır. İstiklal Caddesi'nden bile çok aşındırmış olabilirim taşlarını. Doğup büyüdüğüm Fatih'teki evimizden ve sonraları yaşadığım Fındıkzade'den Divanyolu'na bağlanmak doğrudan edebiyatın merkezine seyahat demekti benim için. Divanyolu beni dergilere, yayınevlerine taşıdı ve ilk edebiyat zevkim o yolda hayaller kurarken gelişti en çok.
İstanbulum kitap dizisi için bir semt seçmem sözkonusu olduğunda bir semt yerine bir "yol"u, bir caddeyi (aslında sokaklarla örülen bir caddeler dizisini), bir simgesel ekseni o yüzden seçtim. Divanyolu demek beni edebiyata götüren yol demekti. Yazının yoluydu çünkü. İnsanı alır, yazıya taşırdı. Ne demiş şair; "Bütün dünya bir kitaba varmak içindir!" İşte Divanyolu gide gide bir kitaba varılan yolun cisimleşmiş haliydi benim için. Divanyolu dendiğinde At Meydanı'ndan başlayıp Beyazıt Meydanı'na, Ayasofya ve Hipodrom'dan başlayıp Theodosius Forumu'na kadar uzanan yol anlaşılır genelde. Ama aslında bu hattın, Divanyolu ekseni veya Divan ekseni gibi ifadelerle de anılabilen devamı, Edirnekapı'dan çıkana kadar sürer. Şehrin (ve elbette uzun yıllar İmparatorlukların) kalbinden başlayıp Batı'ya doğru akan bir uygarlık suyudur.