| Yazar | : | A. Ali Ural |
| İsbn | : | 9786054307661 |
| Yayın Tarihi | : | Ekim, 2010 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 124 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Heyamola Yayınları |
Ankara'da yaşayan bir çocuk Boğaziçi Ekspresi'ne bindiği anda İstanbul'a adım atmıştır. "Boğaziçi" kelimesini Ankara Garı'nda okumayla ilgili bir şeydir bu. Başkentin kavruk çocuklarının tek heceye sığdırdıkları bu kelimenin ne anlama geldiğini kimseler bilmez. Onların trenleridir Boğaziçi. Adıyla kazanmıştır yarışı. Tehirli de gitse ne Mavi Tren ne Başkent Ekspresi ne Ankara Ekspresi geçebilir onu. Boğaziçi kelimesi bir anda çocukların gözlerini dalgalandırmış, saçlarını uçurmuş, tuzlu suyu dudaklarına sürmüştür. Bu çocuklar iflah olmaz artık. İskeleden denize adar gibi atarlar kendilerini trene. Pencere kenarına yerleştikleri anda tuzlu su damlaları yanaklarından süzülse de denizi görene kadar inanamazlar buna. Bu yüzden trenin penceresinden geçen binlerce resim içinde denizi arar dururlar. Hoş deniz daha İstanbul'a varmadan çıkar karşılarına. Sapanca'da göl kılığına girmiş olarak, İzmit'te gerçek giysileriyle. Bu karşılaşma Orhan Veli'nin "Gemliğe doğru / Denizi göreceksin / Sakın şaşırma," dizeleriyle anlattığı karşılaşmaya benzemez. İstanbul'a giden çocukların pencerelerinde zaten deniz vardır. Neden mi çığlık atıyorlar öyleyse? Annelerinin dikkatini çekmek için. Küçük Prens olsaydı Boğaziçi Ekspresi'nde şöyle derdi:
Çünkü büyükler ancak deniz kıyısında görebilirler denizi,
İstanbul'a giden o çocuklardan biri de benim. Aslında İstanbul'dan gelen bir çocuktum ben. Kum saati ters çevrilince rolümü kaptırdım…