| Yazar | : | Doğan Hızlan |
| İsbn | : | 9786054307173 |
| Yayın Tarihi | : | Ekim, 2009 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 109 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Heyamola Yayınları |
Klasik ve klişe bir başlık. Ama bazen bundan başkası da her şeyi ifade edemiyor.
Cağaloğu'nun önemi...
Gazeteler orada, dergiler orada, yayınevleri orada, doğal olarak ben de oradayım. Oradaydım demek daha doğru.
Soluk alacak saatlerin yaratıldığı bir semtti.
Gazeteden hava almaya çıkar, kitapçıları, kırtasiyecileri dolaştıktan ve Konyalı'dan ılık acı badem kurabiyemi aldıktan sonra ya gazeteye ya da yayınevine dönerdim.
Aslında Cağaloğlu'nu daha çok sevdiğim günler pazarlarıydı. Kimsenin gelmediği Bab-ı Ali Yokuşu'ndan aşağıya inerken kimseye rastlamazdım.
Bazen de İstanbul Erkek Lisesi'nin ara sokağından Sirkeci'ye inerdim. Tek rastladığım canlı, sokaktaki tekstil fabrikasının koruma köpeğiydi.
Her zaman dolaşmazdım, yürümeyi sevmediğimden, Sultanahmet'teki Yeşil Ev'e gider, Havuzbaşı'nda çayımı içerdim.
Yaz başlangıcında Nuruosmaniye'nin kapısından Kapalıçarşı'ya girer, Sahaflar Çarşısı'na kadar yürürdüm.
Cağaloğlu güzergâhının üzerinde Mısır Çarşısı da vardı. Zaten çarşıları çok severim, satılanların ve ziyaretçilerin çeşitliliği her zaman beni çeker.
Cağaloğlu'nun bugünü ile dününü karşılaştırdığınızda büyük eksikler ya da değişimler görürsünüz.
Artık o semtte hiçbir gazete yönetim yeri kalmadı. Hala birkaç yayınevi Cağaloğlu'nun ara sokaklarında kitap yayımlıyor.
Gazeteler başka semtlere, yayınevleri Beyoğlu'na taşınınca, caddenin, semtin eski sakinleri kalmadı. Şimdi oradan geçerken kimseye rastlamıyorum.
Lokantaları sadece gündüz değil, geceleri de açıktı.