| Yazar | : | Ömer Erdem |
| İsbn | : | 6054307227 |
| Yayın Tarihi | : | Ekim, 2009 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 142 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Heyamola Yayınları |
Sabahın erken saatlerinde işyerime geliyor ve uzun uzun Üsküdar'ı seyrediyordum. Eskiden oturduğum oda, Boğazı ve Marmara'yı bütün derinliğiyle görüyor, Kızkulesi'nden ta Uludağ'ın zirvelerine kadar günün ve mevsimin bütün renklerini, sürprizlerini hatta seslerini yakınıma getiriyordu. Bir tür Boğaz'ı kat eden yolculukta Üsküdar geri dönüşler için kullanılan işaret noktası gibi kalıyor, Sultanahmet ve Ayasofya'nın kubbelerine kadar genişliyordu. Aklım fikrim ondaydı benim. Her an karşımdaydı. Ben buradayım beni izle. Yüzlerimi gör. Cilvelerimi kaydet. Uzayan minarelerimi, buğulanan türbelerimi, kendime benzettiğim insanlarımı, ağırbaşlı tarihimi incele, hisset ve sonra da yazabiliyorsan yaz, diyordu. Öyle mi diyordu?
Bir semt siz ona aldırmadıkça hiç size aldırmaz, ilgilenmez, sizi yabancısı yapar. Bunca bakışmaya, bunca iç içeliğe rağmen bu korkuya ben de kapıldım ve her defasında ona katılmakta, duvarlarına yaslanmakta çare aradım. Önce merkezine sonra da köşe bucak kollarına, kanatlarına sığındım.
Tarihçi değildim. Ne romancıydım ne öykücü, ne sinemacı ne şehir rehberi... Belki zaman zaman sinemadan öğrendiğim üç beş kıpırtı gözü mü boyamıştır. Bir Üsküdar filmi çekilmesini hayal etmiş olabilirim. Ama ya şiir? Yazmamış mıydım... Üsküdar'ı, Bağlarbaşı'nı... 'Üsküdar Asyadır Çine kadar' diyen başkası mıydı? Ve kırık cam çentikleri gibi Üsküdar'a düştüğüm vakitlerde canımı yakan şiir çağrılarını nereye koymalıydım?
Üsküdar, derim, kemiğim, yüzüm, ellerim, konuştuğum dil, sığındığım kovuk gibi yanı başımda benimle yaşlanıyordu... Ama yazılmamış duyuşlar neye yarardı?
Asıl, bunu yazmalıydım. Nefes alıp verirken yürüdüğüm, sofrasına oturduğum, ağaçlarıyla konuştuğum, yılın her günü her şartta ve her sabah Çamlıca Tepesi'nden her halini gözlediğim Üsküdar'ı yazmalıydım. Beşiktaş'tan ona doğru yanaşan motorlarda gördüklerimi. Güneş saatindekini... Dağınıklığı. Kibri. Çaresizliği. Karmaşayı.
Kaç kez başladım... Kaç kez geri döndüm... Yazacağımdan hiç kuşku duymadım ama ya eksik kalması?.. O muhtemel eksikliğin ölçüsü?..