| Yazar | : | Byron Ayanoğlu |
| İsbn | : | 9786053608295 |
| Yayın Tarihi | : | Nisan, 2013 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 361 |
| Ölçü | : | 13 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları |
Byron Ayanoğlu'nun İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan 'İstanbul'dan Montréal'e- Bir göçmenin hikâyesi' adlı kitabı Moda'da doğan, 12 yaşındayken 6-7 Eylül olayları sebebiyle ailesiyle Kanada'ya göç etmiş Dimitri'nin hikâyesini anlatıyor. Dimitri, Londra, New York ve Montréal arasında mekik dokuyan uluslararası ünlü şef olsa da Moda özlemi hiç bitmiyor. Ancak 48 yıl sonra yazdığı bir kitabın tanıtımı için memleketine dönebiliyor. "Kitabın yüzde 80'i gerçek, yüzde 10'u değil. Kendimi değiştirmek için karakteri zayıf yaptım. Bir de isimleri değiştirdim. Bunun dışında çoğu benim hayatım.' diye başlıyor anlatmaya Ayanoğlu. "Ailem İstanbul'da esnaftı. Rumlar esnaf olmayı iyi bilir. Az parayla güzel geçiniyorduk. Kanada'ya gidince bir anda düşük sınıf olduk. Annem bütün hafta çalışıp 65 dolar kazanırdı. Bu parayla yaşamaya çalışırdık. Kanadalı oldum ama burayı unutmak imkânsızdı. Moda özlemim hiç bitmedi.'
Moda'dan çok uzak olmalarına rağmen Ayanoğlu'nun annesi evde Moda alışkanlıklarını büyük titizlikle devam ettirmiş: "O dönemler Kanada mutfağı yoktu. İngiliz usulü et, patates ve salata vardı. Bizse evde her şeyi yerdik. Annem palamut bile bulurdu. İstanbul yemeği yiyebilelim diye kışın mangal yapardı. Modalıyım; Moda'da yemekten başka bir şey yoktu. Annem alışverişe beni yollardı. Çarşıda küçük manav ve balıkçılar vardı. Yemek yapmayı kendim öğrendim. Ne yersem eve gidince aynı şeyi yapabilme yeteneğine sahibim.'
20 yaşında baba evinden ayrılan Ayanoğlu başta cüzi ücretlere arkadaşlarına yemek yapmaya başlar. "Şişman olduğum için herkes yemek yapmayı bildiğime güvenirdi.' Fakat hayatı New York'a taşınmasıyla değişir: "Menajerim beni 'Bayan Hall' isimli biriyle görüşmek için New York'un en pahalı otellerinden The Carlyle Hotel'e gönderdi. Kapıyı çok uzun boylu bir kadın açtı: Jerry Hall! İçeride keskin bir haşhaş kokusu vardı. Meğer Mick Jagger'ın evindeymişim. Onunla altı ay Woodstock'da çalıştım. Küçücük bir cüssesi olmasına rağmen her şeyi bol miktarlarda yiyordu. Beraber çalışması kolaydı çünkü çok içki içerdi. Keith Richards'sa hiç yemezdi. O zamanlar eroin kullanıyordu. Yalnızca içine 15 şeker koyduğu çayını içerdi.'