| Yazar | : | Ali Eriç |
| İsbn | : | 9786053235026 |
| Yayın Tarihi | : | Nisan, 2016 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 621 |
| Ölçü | : | 0 x 0 cm |
| Yayınevi | : | Cinius Yayınları |
Elimde, kenarları hafiften eprimeye yüz tutmuş kanvas bir çanta ile, hafif bir meltemin toprağın tozunu yerden havalandırdığı, günün son ışıklarını tembelce dağıttığı sıcak bir Afrika akşamında yorgun ama keyifli, kalacağım yere doğru yürüyorum. Biraz önce indiğim trenin üçüncü mevki vagonunun camsız pencerelerinden seyahat boyunca yağan pudra kıvamındaki toz, ceket kumaşının gözeneklerine yerleşmiş, rengini daha da soluk gösteriyor. Aynı pudradan nasibini almış saçlarımdan, elimi kafama götürdükçe toz bulutu yükseliyor. Kentin belki de tek ve westernvari otelinin (hani o altında barı, üst katında da köhne odaları bulunan türden) ince bir gıcırtıyla açılan kapısından içeri adım attığımda, bara yaslanmış hayli sarhoş birkaç yerli, gelen bu yabancıyı (üstelik ‘beyaz’) yukarıdan aşağıya, ama umursamaz bakışlarla süzüp gürültülü muhabbetlerine geri dönüyorlar. Seyahatimin ortalarında bir yerdeyim. Yani, ta başından beri keyfini, ama epey de eziyetini yaşadığım bu maceranın bitmesine bir bu kadar daha var.
Daha ileriki yaşlarımda böyle bir hale dönüşmüştü o kafamdaki hayalî film. Ama başlarda, o dünya haritası üzerinde -çoğunlukla da Afrika’da- parmaklarımla seyahat etmeye başladığım, rastladığım ilginç isimli yerleri Hayat Ansiklopedisinden bulup okuduğum o çocukluk yıllarımda kafamda nasıl hayaller kurardım, açıkçası hatırlamıyorum...