İstanbul...
| Yayın Tarihi | : | 2009 |
| Dil | : | Türkçe+İngilizce |
| Sayfa Sayısı | : | 600 |
| Ölçü | : | 24 x 29 cm |
| Yayınevi | : | Türsab |
Yerleşik tarihi 8 bin 500 yıl geriye giden, ÎÖ 667 yılında aldığı Byzantium kelimesini günümüze kadar sürükleyen, topraklarında hüküm süren devletlerin sınırları değişirken, dünya coğrafyasını da alt üst eden, çağ açıp, çağ kapatan bu şehir benzersiz bir hâzinenin üstünde oturuyor.
Tıpkı Bizans gibi OsmanlI'ya da merkez olmuş bu toprakların tozunda iki büyük imparatorluğun tadı var hala. Bizans'ın taşları OsmanlI'nın duvarlarında yükseliyor, altın mozaikleri camilerin kubbelerinde parlıyor, minarelerin gölgesinde imparatorlar ve padişahlar yan yana yatıyor. Byzantium ismiyle başlayan kent devleti kimliğini Constantin'in kurduğu Bizans İmparatorluğu izliyor. Roma, Bizans ve Latin imparatorluklarına başkent olduktan sonra Fatih'in benzersiz bir kuşatmayla kazandığı zafer, Osmanlı İmparatorluğu'nu başlatıyor. Bu büyük mirası, 20. yüzyılın başında Mustafa Kemal Atatürk'ün yoktan var ettiği Türkiye Cumhuriyeti devralıyor.
Hızla akan tarih, İstanbul'u unutturmak şöyle dursun, kıymetli bir mücevher gibi avcunda sımsıkı tutuyor. Kent, stratejik önemini hiç kaybetmediği gibi her ulustan insanın hayranlığını topluyor.
İstanbul, nüfusu artıkça kendi kabına sığmaz oluyor, büyüyor, yayılıyor. Birbirinin içinden geçen sokaklar bulmacaya benzer bir kent planı oluşturuyor. İstanbullular, İstanbul'da yaşayanlar, böylesi bir dekor içinde günlük hayatın ritmine ayak uyduruyor. Çağdaş dünyanın umursamaz gökdelenlerinin gölgesinde Osmanlı kokan bir çeşme, yıkıldı yıkılacak bir köşk, Bizans'ı haykıran bir duvar kalıntısı, hiç kimseyi şaşırtmıyor bu kentte. Sokaklar gibi halklar da karışıyor; inançlar, gelenekler, isimler, mutfaklar karmakarışık bir yumak oluyor ve üç büyük din iç içe yaşıyor hâlâ.
İşte böylesine benzersiz, böylesine çarpıcı bir geçmişi sürükleyen bu kenti yansıtmaya çalışmak hiç de kolay olmadı. Yükü ağır bu şehir, değil 600 sayfa, 6 bin sayfaya bile sığmazdı.
Heykel Sanatçısı Rasim Konyar'ın objektifinden düşen karelerle aktardığımız İstanbul'a bir kez daha hayran olduk, bir kez daha sevdalandık. Çekimlerimize eşsiz bir dost, sevgili Hasan Yiğiter büyük, çok büyük destek verdi. Ne yazık ki kitabın basıldığını göremeden aramızdan ayrılan Hasan Yiğiter de uslanmaz bir İstanbul sevdalısıydı, tıpkı milyonlarca gizli âşık gibi...