| Yazar | : | Théophile Gautier |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 319 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | İstanbul Kitaplığı |
Ulusal kitaplığımızın en büyük bir boşluğu, yabancıların hakkımızda yazdıkları ünü dünyayı tutmuş eserlerin çevirileridir. Garip bir biçimde, bunlardan bugüne kadar Türk diline ve düşüncesine aktarılanların sayısı üçü-beşi geçmemiştir.
Özellikle 18. yüzyıldan bu yana sayıları artan ve yoğunluk kazanan bu eserlerden, bahse konu ettikleri Türk toplumu değil de, o kitapları düşünmüş ve yazmış olan dış dünya ve bizden bazı tarihçiler haberlidir.
Hakkımızdaki bu yapıtları doğuran nedenler, kimi zaman, geçmişteki Türk sosyetesinin güzellik ve üstünlüklerine duyulan som bir dostluk ve hayranlıktır, kimi, zaman da, Doğu'yu sömürme gelişimindeki emperyalizme hizmet amaçlıdır.
Biz ise, her zaman, bu her iki kaynaklı fikir ürünlerini bilmek ihtiyacında bulunmuşuzdur. Ya bizim iyiliğimiz için, ya da kendi çıkarları hesabına, düşünmesini ve yazmasını bilen bu zihinlerin kaleminden dökülen sayfalarda, daima kendine kapalı bir dünyada yaşayan toplumumuzun öğrenmesi gereken nice yorumlar, dikkatler ve bilgiler gömülü kalmıştır.
Ünlü yabancıların bize bıraktığı bu eserlerin doldurduğu bir başka önemli boşluk ise, sosyal hayatımızın yüzyıllar boyunca aldığı biçimlerdir.
Bilindiği gibi kendi tarih kaynaklarımızın hemen hepsi, -çoğu kez gerçekle hayalini karıştıran Evliya bir yana-, sadece saray entrikalarını ve askerlik olaylarını verirler. Onları da «azim cenk oldu» diye bir iyice özetleyerek.
Türkiye'de şehirlerin ve tabiatın görünümleri, yapıların karakterleri, bu çerçevelerin içlerini dolduran insanların tipleri, giyimleri, töreleri hakkında 'kaynaklarımızda bir şey bulamazsınız. Bu zengin bilgileri bize, yabancıların ve daha çok da, görgü tanığı olarak, yabancı gezginlerin yazdığı eserler veriyor. Aynı konulardaki en önemli bir başka materyal olan gravürleri ve tabloları da yabancılara borçlu olduğumuz gibi.
Edebiyatla ressamlığın garip bir ilişkisi var.