| Yazar | : | Mümtaz Zeki Taşkın |
| Yayın Tarihi | : | 1980 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 94 |
| Ölçü | : | 12,5 x 19 cm |
| Yayınevi | : | Remzi Kitabevi |
KAN PORTAKALLARI
TEZGÂHIN başındaydı Zeynel... Eli işinde, gönlü evinde. Karısı Kezban'la, dünyalar yemişi, mısır püskülü saçlı kızı Meryem, gözünde tütüyordu. Oysa daha demin gibiydi aceleyle yataktan kalkışı, giyinişi, işe yetişmek için telaşı...
Her sabahki gibi bir sabahtı... Karısıyla kızını bırakmıştı yataklarında...
Fabrika düdükleri işbaşının horozlarıydı. Puslu bir sabahtı... Islak saçlarını tarıyordu sokakta biri. Başörtüsünü, hem koşuyor, hem bağlıyordu komşu kızı Zeliha.
Vapurdan inip Eminönü'ne ayak bastığı zaman Haliç'i sis basmıştı. Direklerini indirerek köprünün gözünden geçen Karadeniz yapısı hantal, büyük teknelere takıldı gözü: "Şu dünyada boyun kırmadan olmaz mı? İlle de iki büklüm mü olmak gerek?" diye aklından geçti. Sanki saygılarını sunuyordu boyasız tekne, yıllanmış, yaşlı köprüye.
Bıyıkları yeni çıkmış bir delikanlı, uzun saplı kepçeyi Eminönü'nün, yosundan kaypaklaşmış rıhtımının derinliklerine doğru, daldırıyor, yemlik midye kazıyordu taşlardan.
Sis iyice bastırmıştı. Taşıt araçlarının her türü geçiyordu köprüden. Altında, balık tutanların oluşturduğu değişik bir dünya vardı. Oltalar onarılıyor, paslı, kör bıçaklarla midyelerin ağızları açılıyor, paslı, konserve kutularına balık yemi biriktiriliyordu. Düşlerinde, bir kefal, bir lüfer, birkaç izmarit, birkaç istavrit çırpınıyordu oltalarının uçlarında.
Yürüdü...
TEZGÂH başındaydı Zeynel... İşi, hep bal gibi tatlı gelirdi ona. Tatlıların tatlısı işi. Severdi işini. Kezban'ı da severdi, Meryem'i de. Meryem'i daha mı çok? Galiba... Ama Kezban olmasaydı, Meryem olur muydu?
Bu tatlı düş ne kadar sürmüştü kimbilir? Birden arkasından dürtülünce uyandı:
- Zeynel, diyordu ustabaşı... Telefondan çağırıyorlarmış.
Koştu telefona. Bakkal'dı...