| Yazar | : | Editörler: Mehmet Fatih Arslan, Muhammed Veysel Bilici |
| Yayın Tarihi | : | 2010 |
| Dil | : | Türkçe+İngilizce |
| Sayfa Sayısı | : | 552 |
| Ölçü | : | 17 x 24 cm |
Napolyon "dünya tek bir devlet olsaydı İstanbul başkent olurdu" diyor. Gerçekten de İstanbul, adeta bir dünya başkenti olarak, hem tarih boyu farklı medeniyetlerin bir araya gelip buluştuğu bir merkez olmuş hem de Roma, Bizans ve Osmanlı gibi imparatorluklara başkentlik yapmıştır. Yerleşim mekânı olarak tarihi milattan binlerce yıl öncesine uzanan İstanbul'un, şehir tarihinin M.O. 7. yüzyılda başladığı düşünülür. Bulunduğu yörede bir merkez olarak ön plana çıkması ve bir şehir olarak gelişmesi ise M.S. 4. yüzyılda imparator Konstantin dönemine rastlar. Konstantin, "Yeni Roma" unvanıyla bu şehre imparatorlukta önemli bir paye kazandırmış ve şehri geliştirmiştir. Bu tarihten itibaren İstanbul, yalnızca Doğu Roma'nın siyasal merkezi olarak değil, 11 asır boyunca Hıristiyanlığın da önemli bir inanç ve kültür merkezi olmuştur. Teolojik düşünce, bilim-sanat çalışmalan, dini ve sivil mimari örnekleriyle kendi çağının önde gelen metropollerinden birisi olmuştur. 1453'te Osmanlı yönetimine katılmasıyla birlikte İstanbul bu özelliğini artırarak sürdürmüştür. Şehir bu dönemde siyasal, kültürel, ticari ve dini bir merkez olarak dünyanın dört bir tarafından insan-lan kendisine cezbetmiş, farklı etnik ve dinsel geleneklerin buluşup kaynaştığı bir merkeze dönüşmüştür. Tarihten sahip olduğu kültürel miras yanında bu dönemde İstanbul, İslam medeniyetinin kendini ifşa ettiği bir mekan olmuştur.
Mimari zenginliği, doğal güzelliği, ticari önemi ve bilim-kültür merkezliği açısından pek çok boyutta değerlendirilmeye imkân veren dünyanın nadir şehirlerinden birisi olan İstanbul, dinsel ve kültürel farklılıkların tarih boyu bir arada banş içerisinde varlığını devam ettirmesine yönelik eşsiz bir örnek konumundadır. Tarih boyu bünyesinde yer verdiği bütün inanç ve kültürel yapılara dair mirası muhafaza ederek bugünlere taşımıştır. Adeta açık bir müze görünümde olan şehrin siluetini oluşturan mabetler ve inanç merkezleri bu durumun hâlihazırdaki birer canlı tanığı niteliğindedir. Bu tarihsel mirasm her parçası, toplumsal inanç mozaiğinin nadide bir rengini oluşturmaktadır. Anadolu'nun hoşgörü tecrübesi ve çoğulcu geleneği ile yoğrulan şehir, dinsel ve kültürel hoşgörünün bir abidesini oluşturmaktadır. Dinsel ve kültürel çoğulculuğun hem ahlaki hem hukuki temellere dayalı olarak bu şehirde yerleşmesi, İstanbul'un sahip olduğu, günümüze kadar uzanan çoğulcu toplumsal mirasm en önemli kaynağıdır. Nitekim toplumsal farklılıklara ilişkin bu tarihsel çoğulculuk, hâlen şehrin mimari ve kültürel dokusu içinde yaşamaya devam etmekte-