| Yazar | : | Dr. Saadi Nazım Nirven |
| Yayın Tarihi | : | 1946 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 247 |
| Ölçü | : | 20,5 x 28,5 cm |
| Yayınevi | : | İstanbul Halk Basımevi |
Suyun kullanılışı insanın yeryüzüne doğuşu ve sellüllerinin istediği suyu aramasıyla başlar. Bundan, ilk insanları su kenarlarında buluruz. Kıyılarına sığındığı göl ve nehirlerden hem kendilerine gıda bulmuş ve hem de protoplazmalarını yaşatan suyu tedarik etmiştir. Antik çağlarda suyun kudretinin tesiri altında kalan beşeriyet, tabiatın diğer büyük kuvvetleriyle beraber bunlara da tapmışlar ve ilk kurunda da mabutlar sırasında bulunan suların şehirlere akıtılması, bugün topraklara karışmış medeniyetlerinin birer sembolü olarak kalmıştır.
Orta kurunda ise Batıda, su medeniyetinin büyük bir gerilemeye uğradığı, buna mukabil Doğuda, Türklerin XIII üncü asırda suyu bir medeni yaşayış vasıtası olarak kullandıkları görülür. Batıda su, ancak XV'inci asırda Paris'te umumi banyoların yapılmasıyla tekrar eski mevkiini almağa başlar.
Günümüzde su servisi, Belediyelerin ilk organizasyonu olarak ele alınıyor, sudan bütün şehir teşkilatının istifadesi için büyük emekler sarfediliyor. İçilebilir bir suyun şehirlere dağıtılmasında, artık yalnız miktarı değil, aynı zamanda kalitesi de düşünülerek sıhhi bir kontrol içine alınıyor.
Memleketimizde de içilecek ve kullanılacak sular, Türkiye Cumhuriyetinin umumi hıfzıssıhha kanununun 235 inci maddesine göre "hususi kanuna tevfikan Belediyelerce idare edilen sularla işletilmesi şirketlere bırakılan suların sıhhi hususları' Sağlık Bakanlığının murakabesine tabi bulunuyor.
Suyun yapısı ve terkibi uzun bir zaman yanlış tanınmış, XVIII'inci asra kadar su, tek bir eleman gibi kabul edilmişti. Ancak 1781'de Gavendish'in çalışmalarıyla hidrojenin yanmasından teşekkül ettiği anlaşıldı. Lavoisier, Buequet, Laplace'dan sonra da, 1783'de terkibi aşağı yukarı ortaya konuldu: su oksijenle hidrojenin birleşmesinden oluşuyordu…