| Yayın Tarihi | : | Ocak, 2007 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 96 |
| Ölçü | : | 22,5 x 29,5 cm |
| Yayınevi | : | Doğan Burda Rizzoli |
EDİTO - İren Almaç Yüce
Dergimizin 10. yaşını doldurduğu ay özel bir sayı hazırlamıştık, belki hatırlarsınız. Edito yazımın başlığı "İşte 10. yıl müjdesi: Kendimizle barıştık!" idi. Doğu-Batı arasında sıkışmışlık duygusunun artık İstanbul için pozitif sonuçlar verdiğini, melezliğimizin avantajlarından yararlanmaya başladığımızı, çünkü kimliğimize barıştığımızı, Batı'nın da bu hali sezinlediğini ve takdir ettiğini yazmıştım. Kendimizle barıştığımızı, Batı'nın da bizi bu halimizle kabullendiğini ilan etmemin çok iddialı olduğunu söyleyenler ve yazıyı eleştirenler oldu.
Geçen ay Orhan Pamuk'un Nobel konuşmasını dinlerken "İşte" dedim, "en iyi o anlattı..." Hem aldığı ödülle hem de tam da o anda söyledikleriyle. Şöyle diyordu Pamuk: " ... Âlemdeki yerim konusunda, hayatta olduğu gibi edebiyatta da o zamanlar taşıdığım temel duygu bu "merkezde olmama" duygusuydu. Dünyanın merkezinde, bizim yaşadığımızdan daha zengin ve çekici bir hayat vardı ve ben bütün İstanbullular ve bütün Türkiye ile birlikte bunun dışındaydım...
Dostoyevski'nin bütün hayatı boyunca Batı'ya karşı hissettiği aşk ve nefret duygularını pek çok kereler kendi içimde de hissettim. Ama ondan asıl öğrendiğim şey, asıl iyimserlik kaynağı, bu büyük yazarın Batı ile aşk ve nefret ilişkisinden yola çıkıp, onların ötesinde kurduğu bambaşka bir âlem oldu...
Çocukluğumda, gençliğimde hissettiğimin tam tersine benim için artık dünyanın merkezi İstanbul'dur."
Sizin için de öyle mi?