| Yazar | : | Fuat Sezgin |
| Yayın Tarihi | : | 2009 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 228 |
| Ölçü | : | 22,5 x 30 cm |
| Yayınevi | : | Kültür ve Turizm Bakanlığı |
TERAZİLER
"Eski Çağ'da ve Orta Çağ'da ortaya çıkan terazilerin hepsi kaldıraçlı terazilerdir ve yatay bir eksen (mihver) çevresinde döndürülebilen bir terazi kolundan (amüd, hem de kaşaba), ağırlık merkezi eksenin altında bulunan bir kaldıraçtan oluşmaktadır. Terazi kolunun birisine tartılacak nesne (yük) ve diğerine onu tartacak olan ağırlıklar, genellikle kâseler içerisinde, asılır. Bu esnada kollar eşit uzunluktadır veya değildir; böylece eşit kollu ya da eşit kollu olmayan teraziye sahip olunur." "Terazinin teorik olarak incelenmesinde, ağır ve hafif cismin tarifi, ağırlık merkezinin ve dayanak noktasının karşılıklı konumlarıyla, mevcut olan sabit, değişken ve bozulmaz dengenin belirlenmesi, bunun etkisinin olup olmadığı, ağırlıkların bizzat kaldıraç koluna mı yoksa bu kaldıraç koluyla bağlı ve terazi koluna dikey olup ona doğru meyleden sopalara mı temas edip etmediği sorusunun incelenmesine ilk önce dikkat edilmelidir."
Arapların İslam'dan önce ve erken dönem İslam'da terazinin işlevsel bir biçimine sahip oldukları kuşkusuzdur. Araplar, terazinin teorik bakımdan incelemesini Yunanlardan aldıklarını da gizlememektedirler. Edebiyatçı ve doğa filozofu el-Cahız, 3./9. yüzyılın ortasında Yunanlardan miras olarak alınan nesneler arasında ibreli teraziyi ve Romen terazisini (karastün) zikretmektedir.
El-Karastün "ağırlık merkezi, dayanak noktasının altında bulunan eşit uzunlukta olmayan iki kollu bir kaldıraçtır. Tartılacak olan nesne, yük G1, daha kısa kolda dönüş noktasından uzaklığındadır; tartmaya yarayan ağırlık G2, kantar sürgüsü (rummane), daha uzun kolda ileri geri hareket ettirilebilirdir. Bir l2 mesafesinde denge mevcut ise G1.l1=g2.l2 veya G1:G2=l1:l2 dir, yani G1 ve G2 ağırlıkları l1, l2 mesafelerine ters orantılıdır.'