| Yazar | : | Lütfi Akad |
| İsbn | : | 975458561x |
| Yayın Tarihi | : | Nisan, 2004 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 643 |
| Ölçü | : | 13 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | T. İş Bankası Kültür Yayınları |
| Bahsi Geçen | : | Ömer Lütfü Akad |
Biliyorduk elbet: Sinema tarihimize adını yazdırmış bir büyük ustaydı Lütfi Akad. Yaklaşık doksan yıllık sinema tarihimizin en etkin, en yoğun dönemine damgasını vurmuş bir yaratıcı, aynı zamanda bir emekçiydi. Bunlar kitaplarda yazan bilgilerdi zaten. Ama öğreneceğimiz daha çok şey vardı.
Klasik bir öğretmen gibi değildi. Az konuşuyordu. Öğrenci değil de talebe (talep eden) olmamızı bekliyordu. Ve öyle olduğumuzda, her zaman dünyaya merakla bakan gözleri daha bir parlıyordu. Mesafeli gibiydi, ama karşısındakine saygı duyduğunu, değer verdiğini hissettiren bir yakınlığı usul usul kuruveriyordu. Söylediği her sözün ve söylemediklerinin, yaptığı ve yapmadığı her hareketin altında yaşamla sınanmış büyük bir deneyimin olduğu hemen fark ediliyordu. Görmüş, geçirmiş, incelemiş kişiliğiyle bir bilge gibiydi.
Onun öğrencisi olmanın nasıl özel bir şey olduğunu, anılarını okurken bir kez daha hissettim. Sınıftan içeri girerken arkasına aldığı büyük yaşam deneyiminin ayrıntıları bu anılarda bütün dürüstlüğü ve samimiyetiyle yer alıyor. Hayatına bir yön vermeye çalışırken rastlantı sonucu girdiği sinemada parmak uçlarıyla mesleğin inceliklerini kavramaya çalışması, terleyen avuçları, ustasızlığın acısı, yaşamın karşı konulmaz akıntısı içinde buram buram mücadele kokan sayısız süreç, sözü yapan özün peşinde koşup, sade, yorumsuz, reçete sunmayan ve tıpkı kendi kişiliğinde olduğu gibi, suskunluğun gücünü taşıyan bir anlatıma varması, ustalaşması...
Akad'ın yazdıkları, pek az anı kitabında rastlayabildiğimiz türden anlatımıyla da dikkat çekiyor. Kendisini anlatmasına rağmen egonun olabildiğince geri çekildiği, öğreten kişi tavrının takınılmayıp öğrenme sürecinin aktarıldığı bir anlatım bu. Akad kimseyi adam etmeye çalışmıyor; belleğinin duyar tabakasında ışık ve karanlık arasında iz bırakan dolu dolu bir yaşamı, kendisini adam eden sinemacılığını anlatıyor. Ustalığın, doğru sorular sorup doğru yanıtlar bulmaya çalışan bir talebelikte olduğunu gösteriyor neredeyse; onun talebesi olmak, yazdıklarına bir sunuş yapabilmek şansına eriştim. Bu büyük ustanın anılarını okuyup "talebe" olacaklara da ne mutlu...