| Yazar | : | André Gide |
| Yayın Tarihi | : | Nisan, 1968 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 85 |
| Ölçü | : | 11,5 x 16,5 cm |
| Yayınevi | : | Varlık Yayınları |
Gerard Lacase'ın yanındaydık. 1890 Ağustosunda Francis Jammes'la, bir gün Quartfourche şatosuna götürdü bizi. Şatonun yakında yıkıntıları kalacak yalnız. Zenginliğini ortaya saçan yaz bakımsız koca koruda keyfince, bir kartal gibi süzülüyordu. Bir şey kalmamıştı içeri girmeyi önleyen: Hendek yarı yarıya dolmuş, çit bozulmuştu; kilidi sökülmüş demir kapı ise bir omuz vurmamızla boydan boya açılıverdi. Yol da yoktu; birkaç inek, taşmış çimenliklerde, bol bol, gür yabani otları otluyor, birkaçı da, deşilmiş ağaç kümelerinin allında serinlemeye çalışıyordu. Eski yetiştirmelerin dayanıklı kalıntısı birkaç çiçek, değişik bir yaprak, o yabanıl bolluğun ortasında, şurada burada güçlükle seçiliyordu; bayağı türlerin arasında boğulmak üzereydi onlar da. Konuşmadan Gerard'ın ardından gidiyorduk. Yerin, mevsimin, çağın güzelliğinden soluğumuz kesilmişti; bu aşırı bolluğun gizleyebildiği bütün bırakılmışlığı, acıyı da içimizde duyuyorduk üstelik. Böylece şatonun merdivenlerinin önüne geldik: basamaklar otların arasına gömülmüş, üsttekiler ayrılmış, kırılmıştı; ama şatonun camlı kapılarının önündeki dayanıklı kepenkler durdurdu bizi. Bodrumun bir penceresinden hırsızlar gibi süzülerek içeri girebildik. Bir merdivenle mutfağa çıkılıyordu; bir teki bile kapalı değildi içerdeki kapıların. Sakına sakına geçiyorduk odadan odaya, döşeme tahtaları yer yer esniyor, kırılacak gibi oluyordu çünkü. Gürültü etmemeye çalışıyorduk; olur da biri duyar diye değil ama; o boş evin büyük sessizliğinde varlığımızın patırtısı saygısızca çınlıyor, bizi bayağı ürkütüyordu da ondan. Bodrum katındaki pencerelerden çoğunun camları kırıktı; kepenk tahtalarının arasından, yemek odasının yarı karanlığına bir sarmaşık ak ak, yumuşak, kocaman dallar uzatmıştı. Gerard ayrılmıştı yanımızdan. Sahiplerini tanıdığı bu yerleri yalnız başına görmek isteyeceğini düşündük, onsuz devam ettik gezimize. Birinci kattaki boş odaların üzgünlüğü arasından bizden az önce geçmiş olmalıydı…