| Yayın Tarihi | : | Mayıs, 2007 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 317 |
| Ölçü | : | 21 x 27 cm |
| Yayınevi | : | Portakal Sanat ve Kültür Evi |
Osmanlı İmparatorluğu'nda ekonomiyle yakından ilgili gümüş-altın türü eşyaya ve piyasada tedavülü sağlayan ölçü ve tartı birimlerine sultanın tuğrası vurulurdu. Böylece ticaret kontrol altına alınır aynı zamanda damga rüsumuyla da hazineye gelir sağlanırdı. Gümüşten üretilen her türlü esere tuğra vurulmasının amacı ise bu maddenin 900 ayar olduğunu doğrulamak ve devlet kontrolünden geçirilmiş olduğunu göstermektir.
Sultan II. Mehmed ile Mehmed Vahideddin'e kadar 30 sultandan 25'ine ait tuğralı gümüş eşyaya rastlanır. En sık rastlanan tuğralar Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz, Sultan II. Abdülhamid ve Sultan V. Mehmed Reşad dönemine aittir.
Gümüş eşyalar üzerine vurulan tuğralar çelik üzerine dişi kalıp alınarak Arap alfabesine göre ters yönde kazılırdı. Çekiç darbesiyle tuğranın yazı kısımları kabarık olarak eser üzerinde belirirdi, Gümüş eşyalar arasında büyük tepsilere iki tuğra, tashih-i ayardan sonra her tuğranın yanına da şah damgası vurulurdu. (Abdülmecid (1839 - 1861) döneminin son yıllarından itibaren) Tepsinin kulpları ayrı parçalardan oluşmuş ise bunlara da tuğra vurulurdu. Stil ve ibriklerin her parçasına, kaşık, çatal, bıçak, çerez tabaklan, küllük ve vazo gibi ufak ve tek parçadan üretilmiş eşyalara ise birer tuğra vurulurdu, Şamdan ve fenerlerin her parçasına ayrı ayrı tuğra vurulması şarttı. Ancak bazan kırılan ve tamir olan parçalar yeniden tuğralanamazdı. Divitlerde tuğra damgalan mürekkep hokkasının altına kamıştan gövde üzerine, döneme göre iki ayrı yere vurulurdu. Tuğralı eserlerde çeşni izi bulunmaktadır…