| Yazar | : | Asaf Savaş Akat |
| Yayın Tarihi | : | 1980 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 703 |
| Ölçü | : | 15,5 x 22 cm |
| Yayınevi | : | İstanbul Üniversitesi İktisat Fak. |
İktisat Fakültesi son sınıf öğrencilerine bir süredir verdiğim İktisadi Analiz derslerinde, neoklasik teorinin Türkiye’de iktisat eğitiminde ihmal edildiği ölçüde Batıda popülerlik kazanan Walrasgil modelleri de kapsayacak biçimde genel bir değerlendirmesini yapmaya çalışıyordum. Bu şekilde, Walras'tan yola çıkan mübadele sorunsalı iie, başlangıcı şüphesiz Ricardo ve Marx'a kadar uzanan ama asıl gelişimini von Neumann ve Sraffa’ya borçlu olduğumuz üretim teorisi arasındaki karşılıklı - ilişkileri göstermek mümkün oluyordu. Teksir halinde öğrencilere dağıttığım ders notlarının kitap haline dönüşmesinde bir zorluk beklemiyordum, öğrencinin homojen bir eğitim düzeyine sahip olması sunuşu kolaylaştırarak doğrudan teknik konularla işe başlamaya olanak verecekti. Tam bu sıralarda, aynı Fakültenin Yüksek-lisans programında bütün disiplinlere zorunlu bir iktisat dersi vermek gerekti. Bu kez, farklı fakülte ve yüksek okullardan gelen ve iktisat, isletme, siyaseti ilmi gibi farklı alanlarda ihtisaslaşan heterojen bir öğrenci kümesine yararlı olacak birşeyler anlatmalıydım. Öğretim üyesinin her zamanki kurtarıcısı, Batı dillerinde yazılmış ders kitaplarından ilham alma ümidim kısa bir araştırma sonucu suya düştü: göründüğü kadar, anglo-sakson ve latin meslektaşlarımız, lisans-üstü düzeyde hem iktisatçılara hem de iktisatçı olmayanlara aynı anda hitap etme zorunda pek kalmamışlardı, işe sıfırdan başlayıp, li'sans-üstü için bir «iktisada yeniden-giriş» yazmaya karar verdim.
Önceleri, bu iki proje arasında bir bağlantı kurmadığımı itiraf etmeliyim. Ancak, çalışmalarım ilerledikçe, bir yandan mübadele ve üretim modellerinin eleştirisi için dar anlamı ile iktisat teorisinin sınırlarını zorlayan bir çerçeve gerektiği, diğer yandan da çağdaş ekonomiler hakkında üretilecek genel hipotezlerin iktisatçıların kullandıkları analitik araçlarla bağlantı kurulmadığı sürece boşlukta kaldıkları belirdi. İktisadi olayları diğer toplumsal olaylardan, hatta coğrafi ve fizik etkenlerden su geçirmez duvarlar ile ayırmanın yanlışlığı bir kere kabul edilince, iktisat teorisinin özgüllüğünü, yani iktisadi denilen olayları diğer toplumsal (ve doğal) olaylardan ayırdeden özellikleri çok daha ivi kavramanın mümkün olduğunu gördüm. Böylece, aynı (iktisadi) olaylar kümesini birbirini dışlayan kavramsal yapılar içinde açıklamaya çalışan bilim dalları arasındaki ilişkiler gündeme geliyordu : özellikle, tarihçilerin iktisatçılarla (ve versa) bir türlü diyalog kuramamalarının kökenindeki nedenler zaten uzun süredir kafamı kurcalıyordu...