| Yazar | : | Ali Pasiner |
| İsbn | : | 975-14-0791-5 |
| Yayın Tarihi | : | Mayıs, 2001 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 192 |
| Ölçü | : | 23,5 x 21,5 cm |
| Yayınevi | : | Remzi |
Bu satırlar her ne kadar kulağa biraz coğrafya dersi gibi gelse de, anılarımda geçen bazı terimlerin anlaşılması, Boğaziçi'nin sadece birbirinden güzel yalılarla süslü, değişen ışık ve renkleriyle şiirlere konu olan bir doğa harikası olmadığının; yapısının, akıntılarının, balık göçlerinin bu güzelliğe neler kattığının öğrenilmesi bakımından, böyle bir girişin faydalı olduğunu düşünüyorum.
Şimdi bir an için asırlar, asırlar öncesine gidelim...
Tahminen 50 bin sene evvel, Karadeniz bugünkü durumunda değildi. O devirlerde Orta Asya'dan Macaristan ovalarına kadar uzamış ve yavaş yavaş kurumuş olan Sarmat İçdenizi'nden arta kalan bir göldü. Bu gölün tuzlu değil tatlı, fakat acımtırak bir suyu vardı. Bünyesinde ise tatlı suda yaşayan balıkları barındırıyordu. Sularının tuzlu olmaması buharlaşmanın azlığından ve Tuna, Dinyeper, Dinyester, Don, Sakarya ile Kızılırmak gibi büyük nehirlerle birçok dere ve ırmağın, sularını buraya dökmesinden ileri geliyordu.
Yine o devirlerde İstanbul ve Çanakkale boğazları yoktu. Bugünkü İstanbul Boğazı'nın bulunduğu sahada Karadeniz'den, yine bir göl olan Marmara'ya akan küçük bir ırmak vardı. Ege Denizi'nin bulunduğu bölge ise, çeşitli gölleri içeren bir kara parçasından ibaretti.
Jeolojik devirlerden Dördüncü Zaman'ın başlangıcında, Marmara ve Ege bölgelerinde büyük çöküntüler olmuş, Ege kara parçası batmış; yerine Ege Denizi meydana gelmiş ve aynı zamanda İstanbul ile Çanakkale boğazları açılmıştır. Bu olay sonucu, Akdeniz ve Karadeniz'in suları girdaplar halinde Ege ve Marmara'yı geçerek, yekdiğerine hücum etmişlerdir. Karşılıklı su hücumundan sonra, Akdeniz'in tuzlu suları boğazlar yoluyla Karadeniz'e geçerek buradaki tatlı su hayvanlarının ve bitkilerinin çoğunu öldürmüştür. Ancak hem tatlı suda hem deniz suyunda yaşayabilen bazı balıklar aynı yerde barınıp bugüne kadar nesillerini devam ettirmeyi başarabilmişlerdir. Bir kısmı da nehirlere sığınmak suretiyle canlarını kurtarabilmişlerdir.
Akdeniz'in Karadeniz'e hücum eden tuzlu sularının buradaki deniz canlılarını yok etmesi sonucu ve bu olayı tamamlayıcı bazı kimyasal nedenlerle, Karadeniz'in bünyesi değişmiştir...