| Yazar | : | Ramazan Korkmaz |
| İsbn | : | 9753383703 |
| Yayın Tarihi | : | 2002 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 388 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Akçağ Yayınları |
| Bahsi Geçen | : | Cahit Sıtkı Tarancı |
Sanatçı için görünür dünya, çözümlenmesi mutlak gerekli bir şifreler, remizler dizgesidir. O, tanrısal bir duyarlılıkla eşyanın yüzüne sinen gizil anlamı okurken; nesneler âlemindeki her şeyin (fenomen) bir başka şeyi determine ettiğini, anıştırdığını ve çağrıştırdığını düşünür.
Bu bakış zaviyesi, gerçeğin görünür yüzü ve kolayca tüketilen anlamıyla daimi bir çatışmanın içerisinde olan sanatçıyı; kendisi, toplumu ve türü adına öne sürer; konuşmaya, yazmaya, dönüştürmeye bir bakıma- tahrik ve taciz eder.
Sanatçının eser merkezli bu çatışma problematiğini anlamaya ve çözümlemeye yönelik her çalışma, insanlığın tarihi süreç içerisindeki bireysel ve toplumsal varoluş macerasını daha iyi kavramamıza imkân sağlar. Zira her eser, kendisini ortaya koyan varlığın tematik bir imgesini de içinde taşır.
Bu bakımdan Türk edebiyatı, kendini öne süren toplumsal tinin tarihsel değişme ve gelişme süreçlerine paralel bir seyir takip eder: Orhun Bengütaşları'nda; zamanı ve mekânı aşma sevdasındaki insanın kutlu doğum sancılarını, Dede Korkut Oğuznameleri'nde; dinamik ruh değerlerimizi ve geçiş dönemi toplumlarının içine düştüğü ikilemleri, Arayışlar Devri Türk Edebiyatında gerçekten her alanda 'kendisi olma' kavgası veren insanın sıkıntılı, sancılı varoluş mücadelesini görmemiz mümkündür.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı ise, arayışlar dönemine ait sıkıntıların kısmen halledildiği, değişik olanın daha özümsenerek yeni ve özgün terkiplere dönüştürüldüğü bir zaman dilimini kapsar. Bu zaman diliminde yetişen yazar ve şairlerin işledikleri konu/tema ve sahip oldukları siyasi düşünce farklılıklarına rağmen, ortak kesişim noktalarını "kendisi olma" mücadelesinin edebiyattaki yansıması kabul edebileceğimiz ulusal/milli bir edebiyat anlayışı oluşturur.
Cahit Sıtkı Tarancı, herhangi bir siyasi angajmana girmeden, Türkçe'nin duru ve temiz ırmağında, devrinin bu 'kendi oluş' problematiğine iddiasız bir biçimde tanıklık etmeye çalışan sanatkârlardan biridir. Ona göre, 'kendisi oluş'un ilk biçimi, ölüme karşı bir tavır geliştirmekle ortaya çıkar.