| Yazar | : | Deniz Som |
| İsbn | : | 9789944150491 |
| Yayın Tarihi | : | Şubat, 2008 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 248 |
| Ölçü | : | 13,5 x 21 cm |
| Yayınevi | : | Cumhuriyet Kitapları |
Samatya'nın içinden Yedikule'ye doğru giderken, Merhaba otobüs durağını geçtikten az sonra, sol kolda; bir köşesinde kahve, öteki köşesinde fırın Nan sokağın içinde...
Sokağa girince tam karşıda; eskiden kalma olduğu ve yeni onarıldığı belli kiremit rengi yüksek bahçe duvarının ardında...
Kimsenin açmadığı tahta kapının yanındaki plakette yazdığına göre "İmrahor İlyas Bey Anıtı" var...
Açılmayan kapıdan geriye çekilip bakınca; "anıt" ilk bakışta çatısı gitmiş binası ve yanındaki bacayı andıran kulesiyle eski bir imalathaneyi andırıyor...
Üstüne beyaz boyalı demir parmaklıklar yerleştirilmiş, taş ve tuğla örülü duvarın önünden yürüyünce; Marmara'ya egemen bu tepede görkemli bir tarihin yükseldiği anlaşılıyor...
Bahçe duvarından sonra da yürümeye devam edince; "anıt"ın, çevresinde bitmiş ahşap-beton binalarla ağır bir "tecavüz"e uğradığı görülüyor...
Kültür Bakanlığı, açılmayan kapısına her ne kadar "anıt" yazmışsa da burası aslında İmrahor İlyas Bey Camisi; eski bir imalathane bacasına benzeyen kule de caminin şerefesi gitmiş minaresi... 1486'dan 1908'e dek 422 yıllık bir cami...
Camiye adını veren İlyas Bey, Osmanlı Padişahı II. Bayezit'in imrahoru...
Yani emir-i ahuru... Ahur... Ahırın Farsçası... Emir-i ahur, padişah ahırlarının yöneticisi...
Ahır sorumlusu deyip geçmeyin, Osmanlı'da çok üst düzey bir görevli...
İmrahorun görevi ahırda bitmiyor; padişahın atının yanında yürüme ayrıcalığına da sahip...
Mahallenin adı İmrahor...